RehaTur
Umre Turları Hac Programları Yurt Dışı Turlar Yurt İçi Turlar Hakkımızda Bilgi & Blog İletişim Ücretsiz teklif alın
Ana Sayfa  /  Bilgi & Blog

Bilgi & Blog

Hac ve umre yolculuğuna dair merak ettikleriniz, dualar, güncel vize bilgileri ve haberlerimiz. Başlığa dokunun, kısa özeti görün; dilerseniz “Devamını oku” ile tam yazıyı açın.

Hac & Umre Rehberi
Rehber

Hac, İslam dinindeki beş şarttan biri olan ve müslümanların kutsal şehri olan Mekke’ye giderek belli ibadetleri yerine getirdiği bir vazifedir. Her yıl Zilhicce ayının 9. ila 13. günleri arasında gerçekleştirilir.

Hac, İslam dinindeki beş şarttan biri olan ve müslümanların kutsal şehri olan Mekke’ye giderek belli ibadetleri yerine getirdiği bir vazifedir. Her yıl Zilhicce ayının 9. ila 13. günleri arasında gerçekleştirilir. Hac ibadeti, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in Mekke’deki Kabe’yi inşa etmeleri ve Allah’ın emirleri doğrultusunda bir dizi ibadeti yerine getirmelerine dayanmaktadır.

Hac, Müslümanlar için önemli bir ibadettir ve Allah’a karşı birlik ve beraberlik içinde olduğumuzu hissettirir. İbadet, sadakat, tevazu, kardeşlik ve bağışlama gibi İslam’ın temel değerlerine vurgu yapar. Hac, Müslümanların hayatındaki kötü alışkanlıkları terk etmelerine ve kendilerini yenilemelerine yardımcı olur.

Hac ibadeti, Kurban Bayramı’nın ilk gününde kurban kesilmesi, Arafat Dağı’nda dua edilmesi, Şeytan taşlama, Kabe’nin tavaf edilmesi ve saçların kesilmesi gibi çeşitli ibadetlerden oluşur. Hac, her Müslümanın hayatında en az bir kez yapması gereken bir ibadettir.

Rehber

Umre; lügatte, mamur bir yeri ziyarete niyet ve azmetmek manasındadır. Fıkıhçılar lisanında ise Kabe-i Muazzama’yı ziyaret ve tavaf ile Safa ve Merve arasını sa’y ederek yapılan ibadetin adıdır. Belli bir zamanı yoktur; senenin her mevsiminde yapılabilir.

Umre; lügatte, mamur bir yeri ziyarete niyet ve azmetmek manasındadır. Fıkıhçılar lisanında ise; Kabe-i Muazzama’yı ziyaret ve tavaf ile Safa ve Merve arasını sa’y ederek yapılan ibadetin adıdır.

Umre, sünneti müekkededir. Hac şartlarını taşıyan kimseler için vacip olduğunu söyleyen alimlerin sayısı da az değildir. Belli bir zamanı yoktur. Senenin her mevsiminde yapılabilir. Ancak Arafat Günü ve Kurban bayramının dört gününde yapılması mekruhtur. Ramazan-ı şerifte yapılması daha faziletlidir.

“Umre, bir sonraki umre ile arasındakilere kefarettir. İhlasla eda edilen, riya ve masiyetten uzak bir haccın karşılığı şüphesiz cennettir.”Rasûlullah (s.a.v.) — Müttefekun Aleyh
“Ramazan gelince umre yap! Onda yapılacak umrenin sevabı hac sevabına müsavidir.”Rasûlullah (s.a.v.), Ümmü Sinan’a — İbn-i Abbas (ra) rivayetiyle, Müttefekun Aleyh
Rehber · Dua

Sefere çıkarken, ihrama girerken, Mekke’ye ve Harem-i Şerif’e girişte, tavaf ve sa’y esnasında, Arafat ve Meş’ar-i Haram’da, Mescid-i Nebevi ve Cennetü’l-Baki ziyaretinde okunacak duaların kapsamlı bir derlemesi.

Bu sebeple orada duasız ve ibadetsiz bir anımız bile olmamalıdır. Yapacağımız duaları, okuyacağımız evrad u ezkarı şimdiden belirlemeli, dua mecmuaları, cevşen, tesbihat, Delâilül Hayrat gibi evrad kitaplarını yanımıza almayı ihmal etmemeliyiz. Ayrıca ellerimizi her açtığımızda kendimizden önce âlem-i İslâm için dua etmeli, Müslümanların fakirlik, cehalet, zulüm, tefrika ve her türlü mağduriyetten kurtulmaları için yürekleri dağlayan dualar etmeliyiz. Ülkemizin birliği ve düzeninin muhafazası, anarşi ve terörün def olması için de avuçlarımızı açmalı ve gözyaşlarımızı ceyhun etmeliyiz.

"Rabbiniz (şöyle) buyurdu: Bana dua edin, size icabet edeyim."Mü'min: 60
"(Ey Muhammed) Kullarım sana, benden sorarlarsa, ben şüphesiz onlara pek yakınım. Bana dua edenin duasını bana dua ettiği anda işitir, ona karşılık veririm."Bakara: 186
"Dua ibadetin ta kendisidir."Ebu Davut, Tirmizi
"İbadetin en üstünü duadır."Hakim

Hac ve Umre'ye Niyetlenirken Edilmesi Gereken Dua (Seyyidü'l-İstiğfar)

"Allah'ım! Sen Rabbim'sin. Sen'den başka ilah yoktur. Beni yarattın ve ben senin kulunum ve gücüm yettiğince Sen'in ahdin üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım. Benim üzerimde olan nimetini biliyor ve günahlarımı itiraf ediyorum. Beni bağışla, zira Sen'den başka hiç kimse günahları bağışlamaz."Buhari, Müslim, Şeddad b. Evs'ten, Nesai es-Sünen el-Kübra: 4847, 10416

Sefere Duaları

A. Sefere Çıkarken: Abdullah b. Sercis'in Allah Rasulu (s.a.v.)'nden rivayet ettiği dua:

"Allah'ım! Seferde dost Sen'sin, ailemde güvendiğim Sen'sin. Allah'ım, bu seferimizde bizimle beraber ol ve aramızda ehlimizi koru. Allah'ım! Ben yolculuğun zorluklarından, davranış ve dönüşümlerin kötü görünümünden sana sığınırım. Allah'ım! Zorluklardan sonra eksiklerden ve mazlumun duasından ve dönüşümünde ehlimde ve malımda hoşa gitmeyen şeyi görmekten sana sığınırım."Tirmizi, Deavat: 3435; İbn Mace 3888; Müslim, Hac: 1343; Nesai, İstiaze: 8/272

B. Sefere Çıkarken Okunacak Bir Başka Dua: Yine Allah Rasulu (s.a.v.)'nden rivayet edilen bir başka sefere çıkma duası:

"Allah'ım! Yolculukta dost Sen. Ehlimiz, çocuklarımız ve dostlarımızın korunmasında güvenilen Sen'sin. Allah'ım! Bu yolculuğumuzda Sen'den iman, takva ve razı olduğun ameli diliyoruz. Allah'ım! Bize yeri dürmeni ve yolculuğu bize kolaylaştırmanı ve (bu) yolculuğumuzda bize din ve dünya selameti verip, evini haccetmemize bizi ulaştırmanı diliyoruz. Allah'ım! Yolculuğun zorluklarından, başa gelenlerin üzüntüsünden ehlimizde, malımızda ve çocuklarımızda kötü bir görünümden sana sığınıyoruz."el-Heysemi, Mecma'z-Zevaid: 10/130; Cabir b. Abdillah'dan

C. Sefere Çıkanın Geride Kalanlara Duası: Abdullah b. Yezid el-Hutami (r.a.) Allah Rasulü (s.a.v.)'nden rivayet ediyor:

"Dinimizi, emanetlerinizi ve amellerinizin sonunu Allah'a ısmarlıyorum."Ebu Davud, Cihad: 2601

İhram Duaları (Hacca veya Umreye Niyetlenirken)

"Allah'ım! Bunu kabul edilen bir hac kıl. Onu, riyakarlık ve şöhret için yapılmış bir hac kılma."Buhari: 1517

A. Umreye Niyetlenirken:

"Allah'ım! Ben umre yapmak istiyorum. O'nu bana kolaylaştır ve benden kabul buyur."

B. Hacca Niyetlenirken:

"Allah'ım! Ben haccetmek istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve benden kabul buyur. Sana itaat ederek geldim Allah'ım. Senin hiçbir ortağın yoktur. Sana itaat ederek geldim. Hamd ve nimet Sen'indir. Mülk de Sen'indir. Sen'in hiçbir ortağın yoktur."Buhari, Hac: 2/170; Müslim, Hac: 2/841-842

C. Hacca Niyet Ederken Okunabilecek Bir Başka Dua:

"Allah'ım! Bunu kabul edilen bir hac kıl. Onu, riyakarlık ve şöhret için yapılmış bir hac kılma."Buhari: 1571; İbn Mace, es-Sünen el-Kübra: 2922

D. Kıran Haccına Niyetlenirken:

"Umre ve haccetmek niyetiyle sana geldim."Buhari: 4353; Müslim: 1232

E. Temettü Haccına Niyetlenirken:

"Umre ve haccetmek niyetiyle sana geldim."

F. İfrad Haccına Niyetlenirken:

"Haccetmek niyetiyle sana geldim."

Mekke'ye Girerken ve Harem-i Şerif'te Okunacak Dualar

Telbiye Duası: "Lebbeyk Allahumme Lebbeyk Lebbeyke La şerike leke lebbeyk innelhamde ven'ni'mete leke ve'l-mulk la şerike leke"

"Ey Allah'ım! Senin emrine (itaate) hazırım. Sen'in emrine uydum. Sen'in hiçbir ortağın yoktur. Sen'in emrine uydum. Şüphesiz ki (gerçek) hamd, nimet ve mülk Sen'indir. Sen'in hiçbir ortağın yoktur."Buhari: 1549; Müslim: 1148; Ahmed b. Hanbel: 2/3, 28, 34

Mekke'ye Girerken Okunacak Dua:

"Allah'ım! Bu harem senin haremin. Bu güvenlik senin güvenliğin. Etimi ve derimi cehennem ateşine haram kıl. Beni, kullarını yeniden yaratıp dirilttiğin günün azabından koru. Beni dostlarından ve sana itaat edenlerden kıl."Nevevi, Ezkar, 165; İbn Teymiyye, Şerhu'l-Ümm, 2/411

A. Harem-i Şerif'e Girerken Okunacak Dua:

"Allah'ın adıyla. Şeytan'dan, yüzü kerim olan, sultanı kadim olan Allah'a sığınırım. Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in aline salat olsun. Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve bana rahmetinin kapılarını aç."Ebu Davud: 466

B. Harem-i Şerif'e Girerken Okunabilecek Bir Başka Dua:

"Allah'ım! Şu makamında tevbemi kabul etmeni, yanlışlarımı bağışlamanı ve üzerimden yükümü hafifletmeni istiyorum. Allah'ım! Ben Sen'in kulunum. Bu belde Sen'in belden. Bu harem Sen'in haremin ve bu ev Sen'in evin. Rahmetini dilemek için sana geldim. Cezadan korkan, rahmetini isteyen ve günahlardan korkan, bağışlanmayı uman bir kimsenin dilemesi gibi bir dilemeyle sana geldim."

Kâbe'yi Görünce Okunacak Dua:

"Allah'ım! Es-selam olan Sensin. Sendendir selam. Ey Rabbimiz, bizi Es-selam ile dirilt."İmam Şafii'nin Müsned'inden 1/338, Said İbnü'l-Müseyyeb'den rivayet edilmiştir

Hacer-i Esved'de ve Mizab'da Okunacak Dua

Hacer-i Esved'i İstilamda Dua:

"Allahuekber. İlah ancak Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. O tektir, O'nun ortağı yoktur. Va'dini yerine getirdi ve kulunu doğruladı. Askerlerini üstün kıldı. Tüm orduları yendi."Abdurrezzak, el-Musannef: 8894; İbn Teymiyye, Şerhu'l-Umde: 2/428; Ebu Davud, el-Mesai'l: 103

Mizab'da Dua:

"Allah'ım! Sen'in gölgenden başka bir gölgenin olmadığı gün, beni gölgende barındır. Allah'ım! Beni Rasulün'ün elindeki kadehten içen ve bir daha ebedi olarak susamayanlardan eyle; Ey celal ve ikram sahibi olan Allah'ım."

Tavaf ve Mültezem'de Duası

Kâbe'yi Tavaf Ederken:

"Rabbimiz! Bize dünyada hasene (iman ve Salih amel) ver. Ahirette de bize hasene ver ve bizi cehennem azabından koru."Bakara: 201

Kâbe'nin Rukûnları Arasında: "Bismillahi vallahu ekber."

"Allah'ım! Sana iman kitabını tasdik, ahdine vefa ve Nebi Muhammed (s.a.v.)'in sünnetine uymakla… (Beyt'inin tavafına başlıyorum.)"İbn Hacer, et-Telhis el-Habir: 2/247, Said İbnü'l-Müseyyeb'den; İbn Kudame, el-Muğni: 5/215

Rukn-i Şami'de:

"Allah'ım! Bunu kabul olunan bir hac kıl. Şükür olan bir gayret ve affedilen bir günah eyle. Rabbim, bağışla ve acı yine bildiklerini bağışla. Sen gerçekten yüce ve kerem sahibi olansın."

Rukn-i Yemani'de:

"Allah'ım! Ben küfürden, fakirlikten, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım ve yine dünya ve ahiretin aşağılanmışlığından sana sığınırım."es-Samurrai, el-Müstevab: 4/205-208

Rukn-i Irakî'de:

"Allah'ım! Beni şüphelerden, şirkten Allah ve Rasulu'ne karşı gelmekten, küfürden ve nifaktan, kötü ahlaktan, ailem, malım ve çocuklarımda kötü dönüşümlerden ve kötü görünüşten koru."

Mültezem'de Dua

A. Mültezem'de Dua:

"Ey bu değerli evin sahibi! Boynumu cehennem ateşinden azad eyle ve beni kötülüklerin hepsinden ve şeytanın şerrinden koru. Bana rızık olarak verdiklerinle beni yetinir kıl. Bana verdiklerinde bana bereket ver. Allah'ım! Beni bu misafir kullarının en hayırlılarından kıl. Beni bağışla ve bana acı. Çünkü Sen'sin bağışlayıcı ve acıyıcı olan. Allah'ım! Ben Sen'den ölüm anında bir rahatlık (selamet), hesap anında bir bağışlama diliyorum. Ey Allah'ım! Muhammed'e ve O'nun tüm ashabına salat ve selam eyle."Ebu Davud: 1481; Tirmizi: 3477; Nesai, el-Mücteba: 3/44

B. Hacer-i Esved ile Kâbe'nin Kapısı Arasında (Mültezem'de) Dua:

"Allah'ım! Bu ev Sen'in evin. Bu harem Sen'in haremin. Bu makam da cehennem azabından sana sığınanların makamıdır. Allah'ım, beni cehennem ateşinden ve recmedilmiş şeytanın şerrinden koru ve beni kıyamet günü korkularından emin kıl ve dünya ve ahiret sıkıntılarından beni kurtar."

Makam-ı İbrahim'de Okunacak Dua

A. Makam-ı İbrahim'de Namazdan Sonra Dua:

"Allah'ım! İşlerimin hepsini koruyan dinimi ıslah et. Kendisinde hayatım olan dünyamı da ıslah et. Kendisine dönüşümün olacağı ahiretimi de ıslah et. Hayatı benim için tüm hayırlar bakımından bereketli kıl. Ölümümü de her türlü şerden uzak kıl."Müslim, Fethu'l-Bari: 17/40, Ebu Hureyre'den

B. Makam-ı İbrahim'de Namazdan Sonra Okunabilecek Bir Başka Dua:

"Allah'ım! Ben Sen'den başka ilah olmadığına, İlah'ın ancak Sen olduğuna iman ederek istiyorum. Ancak Sen İlah'sın. Sen hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeye malik olan, doğurmayan ve doğrulmayansın. Günahlarımı affet. Çünkü Sen'sin çok bağışlayıcı ve acıyıcı olan."İbn Mace: 3855; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 6/461

C. Makam-ı İbrahim'de Namazdan Sonra Okunabilecek Bir Başka Dua:

"Allah'ım! Muhammed'e ve aline hayır ver. Tıpkı İbrahim'e ve O'nun aline hayır verdiğin gibi. Sen övülen ve yüce olansın. Allah'ım! Muhammed'i ve O'nun alini bereketlendir. Tıpkı İbrahim'i ve O'nun alini bereketlendirdiğin gibi. Sen övülen ve yüce olansın."Buhari, Fethu'l-Bari: 13/2201; Müslim: 4/126; Ebu Davud: 976

D. Makam-ı İbrahim'de Namazdan Sonra Okunabilecek Bir Başka Dua:

"Allah'ım ben senin kulunum. Yarattığın bir kadının oğluyum. Alnım Sen'in elindedir. Hükmün benim üzerimde geçerlidir. Benim hakkımdaki takdirin adaletin kendisidir. Ben Sen'den sana ait olan ve kendisi ile kendimi isimlendirdiğin veya kullarından birisine öğrettiğin ya da kitabında indirmiş olduğun yahut gayb ilminde kendi katında gizli tuttuğun tüm isimlerinle Sen'den Kur'an'ı kalbimin baharı; gönlümün aydınlığı ve üzüntümün giderilmesi ve kederimin yok olmasını diliyorum."Ahmed b. Hanbel, Müsned: 3712; İbn Hibban: 1/509

Sa'y Duaları

A. Safa Tepesinde Dua: Nafi; Abdullah bin Ömer'den Safa Tepesi'ne çıktığında şu duayı okuduğunu rivayet etmektedir:

"Allah'tan başka ilah yoktur. İlah ancak O'dur ve O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nadır ve O her şeye gücü yetici olandır. La ilahe illallah, dini yalnız O'nun için halis kılarak, O'na kulluk ediciyiz. Kafirler hoşlanmasa da. Allah'ım! Beni dininle, sana itaatim ve Rasulü'ne olan itaatimle koru. Allah'ım! Beni haramlardan uzak kıl. Allah'ım! Beni, sen sevenlerden, meleklerini, nebilerini, rasullerini ve Salih kullarını sevenlerden kıl. Allah'ım! Meleklerini, nebilerini, rasullerini ve Salih kullarını bana sevdir. Allah'ım! İşleyeceğim hayır amelleri bana kolaylaştır, beni hem dünya hem de ahirette bağışla. Beni Allah'tan korkanların önde gelenlerinden eyle ve beni Naim cennetlerine yerleştirdiklerinden kıl. Din günü günahlarımı bağışla. Allah'ım! Sen hak olan sözle söyledin. (Bana dua ediniz, duanızı kabul edeyim dedin.) Allah'ım! Nasıl ki beni İslam'ın hidayetine erdirdiysen, onu benden alma, İslam üzere, benim ruhumu alıncaya kadar beni ondan ayırma. Allah'ım Beni cehennem azabına sunma ve beni kötü fitnelerin gelip çatacağı güne kadar da geciktirme."Malik, Muvatta, Hac: 1/372-373; el-Beyhaki, es-Sünen el-Kübra: 5/94; İbn Kudame, el-Muğni: 5/235

B. Safa ve Merve'de Dua: İbn Ömer'in duası:

"Allah'ım! Beni Rasul'unun sünneti üzere yaşat ve beni O'nun milleti üzere öldür ve beni saptırıcı fitnelerden koru."Beyhaki, es-Sünen el-Kübra: 5/95

C. Safa ve Merve'ye Çıkınca Dua:

"Bizi buna hidayet eden Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi buna erdirmeseydi, biz hidayete eremezdik. Allah'tan başka ilah yoktur. İlah ancak O'dur. Mülk O'nundur. Hamd O'nundur. Ve o her şeye gücü yeticidir. Allah'tan başka ilah yoktur. Yalnız O ilahtır. Vaadini doğruladı (yerine getirdi). Ve kulunu (Hz. Muhammed'i) üstün kılıp (şirk) ordularını yalnız olarak hezimete uğrattı."

Safa ile Merve Arasında: Abdullah ibn Mesud'un duası:

"Rabbim! Bağışla ve acı. Beni en doğru yola ilet. İşlediğim ve bildiğim günahlarımı affet. Sen'sin kimseye muhtaç olmayan ve yüce olan."Beyhaki, es-Sünen el-Kübra: 5/95; Ebu Davud, el-Mesail: 115

Sa'y Bitirince:

"Allah'ım! Bizden kabul buyur. Bize afiyet ver ve bizi affet. Sana itaat etmemizde ve sana şükretmemizde bize yardım et. Bizi Sen'den gayrısına güvenenlerden kılma. Bizi gerçek İslam üzerine; bizden razı olmuş olarak ecelimizi sona erdir. Allah'ım! Beni hayatta koyduğun sürece bütün günahları terk etmemde acıyarak bana yardımcı ol. Benim için gerekli olmayan şeyleri üstlenmekten bana acıyarak beni koru. Seni razı edecek olan şeyde güzel düşünmekle beni rızıklandır. Ey acıyanların en merhametlisi…"

Arafat, Meş'ar-i Haram ve Akabe Cemresi Duaları

Arafat'a Girerken:

"Allah'ım! Sana geldim, sana yöneldim ve yüzümü sana çevirip rızanı istedim. Beni meleklerine karşı övdüğün kullarından kıl. Allah'ım Sen'in bağışlaman ve affetmenle Sen'in cezalandırmandan sana sığınırım. Sen'den sana sığınırım. Sen'i hakkıyla övmeye güç yetiremem. Sen kendini övdüğün gibisin."Müslim: 486; Ebu Davud: 879; Tirmizi: 3491

Arafat'ta Vakfe Duası:

"Allah'ım! Sen yerimi görüyor, sözümü işitiyor, gizli ve açık olan her şeyimi görüyorsun. İşlerimden hiçbiri Sen'den gizli kalmaz. Ben muhtaç ve yoksulum. Yardımını diliyor, korku ve arzuyla günahını itiraf eden ve cehennem azabından sana sığınan; Sen'den, yoksul bir insan gibi dua ediyor ve günahlarımdan ötürü zelil duruma düşen kulun yakarışıyla yakarıyorum ve boynu korkusundan bükülen ve beni küçülen ve gözü yaşla dolan ve alınlarını yere koyan insanlar gibi sana dua ediyorum."el-Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, Hac: 3/252

A. Arafat'tan Ayrılırken:

"Allah'tan başka ilah yoktur. İlah yalnız O'dur. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. Diriltir ve öldürür ve O, gücü her şeye yetici olandır."Müslim: 5/91-92; Ebu Davud: 1506

B. Arafat'tan İnerken Okunacak Bir Başka Dua:

"Allah'ım! Ben nefsime çok zulmettim. Günahı Sen'den başka hiç kimse bağışlamaz. Günahlarımı, kendi katından bir rahmetle bağışla. Çünkü Sensin, gerçekten çok bağışlayıcı ve çok acıyıcı olan."

A. Meş'ar-i Haram'a Varınca:

"Arafat'tan sel gibi akınca, Allah'ı Meş'ar-i Haram'da zikredin. Sizi nasıl hidayete erdirdiyse öyle zikredin. Hatırlayın ki, siz daha önceleri sapıklardan idiniz. Ve Allah'tan bağışlanma dileyiniz. Çünkü Allah bağışlayıcı ve acıyıcı olandır."Bakara: 198-199

B. Meş'ar-i Haram'da Okunabilecek Bir Başka Dua:

"Allah'ım sana hamdolsun. Sen göklerin ve yerin ve her ikisi arasında olanın nurusun. Hamd sanadır. Sen gökleri ve yerleri ve her ikisinde olanı yaratıp ayakta tutansın. Hamd sanadır. Sen göklerin ve yerin ve her ikisinde olanların Rabbisin. Sen Hak'sın. Va'din haktır, sözün haktır. Sen'inle karşılaşmak haktır. Cennet haktır, nebiler haktır, Muhammed (s.a.v.) haktır, kıyamet saati haktır. Allah'ım! Senin için İslam'a girdim. (Her şeyin) hükmünü sana ait kılıyorum ve sana tevekkül ediyorum. Yaptıklarım ve ihmal ettiklerimden, gizleyip açığa vurduklarımdan ötürü beni bağışla. Olacak olan bir şeyi öne alan da Sen'sin, onu geciktiren de Sen'sin. Sen'den başka ilah yoktur, İlah ancak Sen'sin."Buhari: 3/245-246; Müslim: 6/54 (769); Ebu Davud: 771

Akabe Cemresi'nde Okunacak Dua:

"Allah'ım! Bu hacc(ımızı)ı, imanla yapılan bir hacc kıl, günahlarımızı bağışla ve bu haccımızı katında kabul edilen bir hac kıl."Buhari, Hac: 2/218-219, Abdullah ibn Ömer'den; İbn Mace, Menasik: 2/1009, Abdullah ibn Abbas

Mescid-i Nebevi ve Cennetü'l-Baki Duaları

Mescid-i Nebevi'ye Girerken:

"Allah'ın adıyla. Şeytandan, yüzü kerim olan, sultanı kadim olan Allah'a sığınırım. Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in aline salat olsun. Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç."

A. Mescid-i Haram'a veya Mescid-i Nebevi'ye Girince Okunacak Dua:

"Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve bana rahmetinin kapılarını aç."

B. Mescid'den Çıkınca Okunacak Dua:

"Allah'ım! Bana fazlının (nimetinin) kapılarını aç."Tirmizi: 314; İbn Mace: 771

Rasûlullah (s.a.v.) ve İki Arkadaşına Selam:

"Sana selam olsun ey Allah'ın Rasulü. Sana selam olsun ey Ebu Bekir. Sana selam olsun ey Ömer. Allah'ım, Muhammed'e; tıpkı bir peygamberin kavmine ve ümmetine yaptığı hayırlardan ötürü iyi karşılık verdiğin gibi; İslam, müslümanlar, annemiz ve babamız için de O'na en iyi karşılıkları ver. Allah'ım, O'nun elinden içtiğimizde bir daha hiç susamayacağımız bir şerbet içir. O'nu görmediğim halde, bizimle O'nu bir araya getir. Tıpkı O'nu görmeden iman ettiğimiz gibi, bizi O'nun girdiği cennete koymadan O'nunla bizim aramızı ayrıma."

A. Cennetü'l-Baki'de Allah Rasulü'nün Duası:

"Ey mü'minlerin yurdu! Size selam olsun. Biz ve sizler yarın bize va'dedilmiş şey için belli bir ecele kadar bekleyeceğiz. Biz de inşallah sizlere katılacağız. Allah'ım! Baki-i Garkad ehlini bağışla. Allah'ım! Onları bağışla, Allah'ım! Onları bağışla, Allah'ım! Onları bağışla."Müslim: 974; Nesai: 4/91-92

B. Allah Rasulü'nün Bir Başka Duası:

"Ey müminlerin yurdu, size selam olsun. Biz inşallah size katılacağız. Siz bizden önce gittiniz, biz de ardınızdan gelmekteyiz. Allah'tan hem bizim, hem de sizin için afiyette olmayı diliyoruz."Müslim: 975; Nesai: 4/94

C. Medine'de Sahabe Mezarlığı Olan Baki Ziyaretinde Okunacak Dua: Hz. Aişe (r.a.), Allah Rasulü (s.a.v.)'nden rivayet ediyor:

"Ey mümin topluluğunun diyarı, size selam olsun. Siz, bizim önden gidenlerimizsiniz. Biz size arkadan yetişicileriz. Allah'ım bizi onların ecrinden mahrum etme ve onlardan sonra şaşırtma."İbn Mace: 1546; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 6, 71, 76, 111

Hac ve Umre'den Dönerken Okunacak Dua:

"İlah ancak Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur ve hamd O'nadır. Tevbe ediciler olarak, kullar olarak, secde ediciler olarak ve Rabbimize hamdediciler olarak dönüyoruz. Allah va'dini yerine getirdi, kulunu üstün kıldı ve orduları helak etti."Buhari: 3/8; Malik, Muvatta: 1/368; İbn Hibban: 2696
Rehber

Kabe’nin tarihçesi ve haccın adım adım yapılışı: ihrama giriş, tavaf, sa’y, Arafat ve Müzdelife vakfeleri, şeytan taşlama, kurban, tıraş ve ziyaret tavafı gibi tüm menasikin sade bir anlatımı.

Kabe, Müslümanların ibadetinde çok önemli bir yer tutar. Her gün dünya üzerinde yaşayan milyonlarca Müslüman, nerede olurlarsa olsunlar, Kabe'nin bulunduğu yönü hedef alıp, o yöne doğru namaz kılarlar.

Dünyadan 1000 Yıl Önce Yaratıldı

İslam bilginleri arasındaki yaygın inanca göre, Allah gökleri ve yeri yaratmadan 40 yıl önce, Kabe su üzerinde bir köpük halinde bulunuyordu. Yeryüzü o köpükten döşenmiştir. Dolayısıyla Kabe, kâinatın mayasını oluşturmaktadır. Bir başka söylentiye göre de Allah yeryüzüne ait hiçbir şey yaratmadan 1000 yıl önce Kabe'nin yerini yaratmıştı. Aynı inanışa göre Kabe'nin temelleri yerin yedi kat altına kadar uzanır.

Kabe'nin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre, Hz. Adem ile Havva cennetten çıkarıldıkları vakit yeryüzünde Arafat'ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler. Kabe'nin bulunduğu yere gelirler. Bu esnada Hz. Adem, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini diler. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz. Adem, onun etrafında tavaf ederek Allah'a ibadet eder. Bu nurdan sütun Hz. Şit zamanında kaybolur, yerine bir taş kalır. Bunun üzerine Hz. Şit, onun yerine taştan onun gibi dört köşe bir bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacer-ül Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nuh tufanında bina kumlar altında uzunca bir süre gizli kalır.

Bu durum Hz. İbrahim'in Allah tarafından Kabe'nin yeniden inşa edilmesiyle görevlendirildiği zamana kadar sürdü. Bu konuya ilişkin kaynaklardaki bilgilere göre Kabe'nin Hz. İbrahim tarafından inşasında birtakım esrarengiz olaylar oldu. Sözgelimi Hz. İbrahim, Kabe'yi inşa etmek için Mekke'ye geldiğinde, yanında bir melek ve "Sekine" adı verilen bir "şey" vardı. Sekine'nin ne olduğu konusunda çelişkili ve farklı bilgiler öne sürülüyor. Kimilerine göre, Sekine iki kanadı ve kedi başı gibi bir başı olan ve çok hızlı uçan bir "kuş" idi. Kimilerine göre ise Sekine'nin insan yüzüne benzeyen bir yüzü vardı ve bir tür inilti sesi çıkarırdı. Daha başkaları ise Sekine'nin hoş bir rüzgâr olduğunu öne sürüyorlar.

Hz. İbrahim, bugünkü Kabe'nin bulunduğu yere gelince Sekine, ona, "Burada dur!" dedi. Kabe'nin yeri bu şekilde belirlendikten sonra Sekine, içinde baş şekli bulunan bir bulut biçiminde yere indi. Bulut ona Kabe'nin inşa edileceği yer üzerinde görünerek şöyle dedi: "Ey İbrahim! Rabbin sana bu bulutun altında ve onun ölçüsünde bir temel kazmanı emrediyor." Hz. İbrahim de bulutun gösterdiği ölçülerde yeri kazmaya başladı. Oğlu Hz. İsmail de ona yardım ediyordu. Bir süre sonra Kabe'nin Adem tarafından inşa edildiği zamanki ilk temeline ulaştılar. Bundan sonra meleklerin de yardımıyla Kabe inşa edilmeye başlandı. Kabe'nin inşasında kullanılan taşların, Sina, Lübnan, Hira, Zeytinlik ve Cudi dağlarından getirildiği söyleniyor. Kabe'nin yüksekliği yerden bir adam boyu olunca bulut birden kayboldu. Bundan sonra Kabe'nin duvarları inşa edilmeye başlandı. Hz. İsmail taş taşıyor, yaşlı babası Hz. İbrahim de duvar örüyordu. Fakat binanın duvarları yükselip de insan boyunu aşınca Hz. İsmail özel bir taş getirdi. Bu taş denildiğine göre yere temas etmiyordu ve Hz. İbrahim'in ihtiyacına göre alçalıp, yükseliyordu. Kabe'nin duvarı Hacer-ül Esved taşının bulunduğu yere gelince Hz. İbrahim oğluna şöyle dedi: "Bana öyle bir taş getir ki, onu bu köşeye koyayım." Bunun üzerine Hz. İsmail, babasının istediği taşı bulmak için çevrede dağlara çıktı. O sırada karşısına Cebrail çıktı ve ona Hacer-ül Esved taşını verdi. Taş böylece bugünkü yerine yerleştirildi.

Baba-oğul, Kabe'yi yapıp bitirince, Bakara suresi 127. ayet-i kerimesinde mealen bildirildiği gibi niyazda bulundular:

"Ya Rabbi! Bizden bu hayırlı işi kabul et! Muhakkak ki sen, duamızı işitici, niyetimizi bilicisin."Bakara: 127

Kabe-i muazzama, İbrahim aleyhisselamdan sonra zaman zaman yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Bu inşaların biri de, Resulullah efendimize peygamberliği bildirilmeden önce olmuştur. Sevgili Peygamberimiz o zaman otuz beş yaşlarındaydı. Yağmur ve seller Kabe'nin duvarlarını iyice yıpratmıştı. Ayrıca çıkan bir yangın hasara sebep olduğundan binayı yeniden yapmak lazımdı. Bunun üzerine Kureyş Kabilesi, Kabe'yi, İbrahim aleyhisselamın yaptığı temele kadar yıkıp yeniden inşa etmeye karar verdiler. Hacer-ül-Esved'in konulacağı yere kadar binayı yükselttiler. Fakat Hacer-ül-Esved'i yerine yerleştirmek hususunda ihtilafa düştüler. Her kabile bu şerefe kavuşmak istediğinden, aralarında büyük bir anlaşmazlık çıktı. Sonunda "şu kapıdan ilk girecek zatı aranızda hakem yapın" denildi ve Beni Şeybe Kapısı gösterildi. Nihayet kapıdan; doğruluğunu, üstün ahlakını son derece takdir ettikleri ve El-Emin, yani hep kendisine güvenilir dedikleri Muhammed aleyhisselamın geldiğini gördüler. Hep birden "İşte El-Emin! O'nun hükmüne razıyız" dediler. Durum, Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama anlatılınca, bir örtü istedi. Onu yere sererek Hacer-ül-Esved'i örtünün üzerine koyup "Her kabileden bir kişi bir ucundan tutsun" buyurdu. Taşı, konulacağı yere kadar kaldırttı. Sonra kendisi taşı kucaklayıp yerine koydu. Böylece çıkmak üzere olan büyük bir çarpışmanın önlendiğini gören kabileler, bu hareketten memnun kaldılar.

Bundan sonra Kabe artık tekrar yıkılıp yapılmadı. Ancak zaman zaman Osmanlı sultanları tamirat ve tezyinatlar yaptılar. Mesela 1612 senesinde Sultan Birinci Ahmed Han, seksen bin Osmanlı altını harcayarak tamirat yaptırmış, bundan on sekiz sene sonra oğlu Dördüncü Murad Han, pek çok altın sarf ederek tamir ve tezyinatta bulunmuştur.

Kabe-i muazzama, Mescid-i Haram'ın ortasında, dört köşe taştan bir oda olup, 17 metre yüksekliktedir. Kuzey duvarı 8,8, güney duvarı 7, doğu duvarı 11,9, batı duvarı 12,8 metre uzunluğundadır. Doğu ve güney duvarları arasındaki köşede Hacer-ül-Esved taşı vardır. Hacer-ül-Esved'in yüksekliği, yere nazaran bir metreden fazladır. Taş, hacıların ellerini, yüzlerini sürmeleri ve öpmeleri sebebiyle çukurlaşmıştır. Kabe'nin doğu duvarında bir kapı vardır. Kapı yerden 1,7 m yükseklikte olup, eni 1,7, boyu 2,7 metredir. Duvarlarının iç yüzü ve zemini renkli mermerlerle kaplıdır.

Kabe'nin dört köşesine Rükn denir. Şam'a karşı olan köşeye Rükn-i Şami, Bağdat'a karşı olana Rükn-i Iraki, Yemen tarafında olana Rükn-i Yemani, dördüncü köşeye de Rükn-i Hacer-ül-Esved denir. Rükn-i Iraki hizasında; yedisi mermer, diğer basamakları ağaçtan 27 basamaklı, minare merdiveni gibi yuvarlak olan merdiveni, Osmanlı sultanlarından İkinci Mustafa Han yenilemiştir. Kapının sağ tarafında çukur ve tavana kadar yükselen üç direk bulunmaktadır. Kabe'nin dış yüzü ipekten siyah bir perde ile örtülüdür. Kapının perdesi yeşil atlastır.

Zemzem Kuyusu, Mescid-i Haram içinde, Hacer-ül-Esved köşesi karşısında ve köşeden 8 m uzakta bir odada olup, 1,8 m yüksekliğinde taştan yapılmış bir bileziği vardır. Sultan Birinci Abdülhamid Hanın yaptırdığı bu odanın zemini mermer döşeli ve duvarlara doğru meyillidir.

Dünyada Mekke-i mükerremede bulunan Kabe'den başka ikinci bir Kabe yoktur ve burası yeryüzünün en kıymetli yeridir.

Kabe'yi Tavaf Etmenin Fazileti

Kabe'yi tavaf etmenin fazileti hakkında sevgili Peygamberimizin pek çok hadis-i şerifi vardır. Bunlardan birkaçı şöyledir:

"Kim Beytullah'ı tavaf ederse, Allahü teala, bunun her adımına bir sevab yazıp, bir günahını siler."
"Bu beyt, İslamın direğidir. Kim bu beyti ziyaret etmek maksadıyla hac veya umre yapmaya çıkarsa, (bu yolda) öldüğü takdirde, Allahü teala onu Cennetine koymayı, sağ kaldığı takdirde ganimet ve mükafatla memleketine döndürmeyi taahhüd eder."

Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Hacer-ül Esved ile İlgili Sözleri

"Bu taş eğer cahiliye devrinin pislikleri ve kirleri ile kirletilmiş olmasaydı onunla her türlü hastalık, veba ve musibetten kurtulmak için Allah'tan şifa istenirdi. Allah elbette bir gün onu ilk yarattığı şekle döndürecektir. O, cennet yakutlarından beyaz bir yakut idi, fakat, Allah onu, kötülerin günahlarından ötürü değiştirip, ziynetini zalim ve günahkârlardan gizledi. Çünkü onlar, cennetten çıkma bir şeye bakmaya layık değillerdir."
"Hacer-ül Esved cennet taşlarından bir taştır. Eğer ona kirli eller dokunmasaydı, şimdi aynen indiği şekilde kalacaktı… Hacer-ül Esved Allah'ın yeryüzündeki sağ elidir. Allah onun vasıtasıyla kulları ile tokalaşır… Cebrail, Hacer-ül Esved'i cennetten getirdi ve onu gördüğünüz yere yerleştirdi. O sizin desteğinizdir. O durdukça siz iyilik üzerinde kalırsınız. Ona gücünüz yettiği kadar yapışın. Çünkü şüphe yoktur ki, Cebrail bir gün gelip onu getirdiği yere götürecektir… Hacer-ül Esved cennet yakutlarından bir yakuttur. Dönüp gideceği yer de yine cennettir."
"Şüphesiz, Allah bu taşı, göreceği iki gözü ve kendisini öpenlere şahitlik yapacağı bir dili ile kıyamet gününde insanlar için konuşturacaktır."

Hacer-ül Esved

Hacer-ül Esved taşı, Kabe'nin doğu köşesinde, kapıya yakın bir yerde ve yerden 1,5 metre yükseklikte yer alır. Bu taş, 30 cm çapında, yumurta biçiminde, hafif sarı ve kırmızı damarlı bir taştır. Bilim adamları Hacer-ül Esved'in yüzyıllardır çeşitli etkilerle karşı karşıya kalmasından ötürü, onun yapısını anlamanın son derece güç olduğunu söylüyorlar. Ayrıca bu taşın yeryüzünde kendi türünde "tek" olduğunu öne sürenler de var. Bazı araştırmacılar da Hacer-ül Esved'in dünyaya ait bir taş olmadığını, başka bir dünyadan getirilmiş olabileceğini belirtiyorlar.

Hac ile İlgili Ayet-i Kerimeler

"Şüphesiz, 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir."Bakara: 158
"Sana, hilalleri sorarlar. De ki: 'O, insanlar ve hac için belirlenmiş vakitlerdir…'"Bakara: 189
"Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır."Bakara: 196
"Hac, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup sakının."Bakara: 197
"(Hac) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki: 'Rabbimiz, bize dünyada ver' der; onun ahirette nasibi yoktur."Bakara: 200
"Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır."Al-i İmran: 97
"Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır."Maide: 2
"Hani Biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) 'Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut.' İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler. Kendileri için birtakım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun."Hac: 26-28

Hac Nasıl Yapılır?

1. İhrama Girmek

Hac yapacak bir kimsenin ilk işi ihrama girmektir. İhrama girmek haccın şartıdır. İhrama girmeden hac yapılamaz.

İhram Nedir? Haccın şartlarından biri olarak ihram, hac ya da umre yapmaya niyet eden kişinin, başka zamanlarda işlemesi mübah olan bazı fiil ve davranışları, belirli bir süre kendisine haram kılması, yasaklamasıdır. Buna "ihrama girme" de denir. İhrama girmiş olmanın gereklerinden biri olarak bürünülen havlu ve benzeri türden dikişsiz kıyafete de halk arasında ihram denmektedir. Ancak "ihram" bu değildir. Usulüne göre ihrama girilmediği sürece söz konusu bu örtülere bürünmekle ihrama girilmiş olunmaz.

İhrama Nasıl Girilir? İhrama, "Niyet" ve "Telbiye" ile girilir. "Niyet" ve "Telbiye" ihramın rükünleridir. "Niyet", yapılacak haccın şeklini kalben belirlemektir. Ayrıca lisanen söylenmesi müstehaptır. Burada temettu haccının yapılışı esas alındığına göre niyet umre için yapılacaktır.

Telbiye: "Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk, innel hamde ve'n-ni'mete leke ve'l mülk lâ şerike lek"

"Allah'ım! Davetine icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum. Bütün varlığımla sana teslim oldum. Senin hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar davetine icabet ediyorum. Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet senindir mülk de senin… Senin hiçbir ortağın yoktur."

Böylece niyet edilip telbiye söylenince ihrama girilmiş olur. Ancak ihrama girmeden önce, sünnet ya da müstehap olarak yapılması gereken hususlar vardır. İhrama girerken bunlara da riayet edilmelidir.

Kadınların İhramı: İhrama girme konusunda kadınlar da erkekler gibidir. Ancak kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler. Çorap, ayakkabı ve eldiven giyebilirler. Başlarını örterler. Fakat yüzlerini açık bırakırlar. Telbiye ve tekbir getirirken, dua ederken seslerini yükseltmezler. Özel hallerinde bulunan kadınlar ihrama girerken şu hususu dikkate almalıdırlar: Şayet adetleri bitmeden Arafat'a çıkmak zorunda kalacaklarsa, ifrad haccına niyet etmelidirler.

İhrama Nerede Girilir? Mekke çevresinde ihrama girmek için belirlenmiş noktalar vardır. Bunlardan her birine "mikat" denir. Mikat sınırlarının dışından hacca veya umreye gelenler bu sınırları ihramsız olarak geçemezler. Buna göre: Doğrudan Mekke'ye gidecek olan hacı adayları, uçaklar Cidde'ye indiği ve Cidde de mikat sınırları içinde bulunduğundan, uçağın kalkacağı havalimanında veya evlerinde ihrama girerler. Gerektiğinde uçak mikat sınırını geçmeden uçak içinde de girilebilir; ancak pratikteki zorluğu sebebiyle uçakta ihrama girme tercih edilmemelidir. Hacdan önce Medine'ye gidecek olan hacı adayları ise, Medine'de kaldıkları evlerde veya Mekke yolu üzerinde Medine'ye 11 km. uzaklıkta bulunan "Zül-Huleyfe" (Ebyâr-i Ali)'de ihrama girerler.

Hac İçin İhrama Ne Zaman Girilir? İhrama, "hac ayları" içinde girilir. Hac ayları, Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu aylar, hac menasikinin başladığı ve devam ettiği aylardır. Bazı islâm bilginleri mekruh olmakla birlikte hac ayları başlamadan önce de ihrama girilebileceğini söylemişlerdir. Ancak en uygunu ihrama hac ayları başladıktan sonra girmektir.

İhram Yasakları: İhrama giren kimse için bazı iş ve davranışlar yasaktır. Bunlara "ihram yasakları" denir. Bu yasaklar ihrama girildiği andan, yani niyet ve telbiye anından itibaren başlar, ihramdan çıkıncaya kadar devam eder. İhramlı kimsenin "ihram yasakları"na uyması vaciptir. Yasakları ihlal edenlere, yasağın çeşidine ve ihlal biçimine göre değişen cezalar gerekir.

2. Tavaf

"Tavaf", Hacer-i Esved köşesinden veya hizasından başlayarak tavaf niyetiyle Kâbe'nin etrafında yedi defa dönmektir. Her bir dönüşe "Şavt" denir. Yedi şavt bir tavaf olur.

Tavafın Yapılışı: Hacer-i Esved hizasına gelmeden niyet edilir:

"Allah'ım! Senin rızan için Umre tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle."

Tavafa başlamadan önce erkekler "Iztıba" yaparlar. Böylece Hacer-i Esved'in hizasına doğru gidilir. Bu esnada tekbir, tehlil getirilmesi ve dua edilmesi uygun olur. Hacer-i Esved'in hizasına varılınca eller, içleri Kâbe'ye doğru olacak şekilde namaza durur gibi omuz veya kulak hizasına kadar kaldırılıp "Bismillahi Allahu Ekber" denildikten sonra Hacer-i Esved "istilam" edilir. İstilam, elleri Hacer-i Esved'in üzerine koyup onu öpmek demektir. Ancak hac mevsiminde bu mümkün olmamaktadır. Bu sebeple Hacer-i Esved'e uzaktan elle işaret edilip sağ avucun içi öpülmekle yetinilir.

Hacer-i Esved'i istilam etmek sünnettir. Başkalarına eziyet etmek ise haramdır. Sünneti yerine getireceğim diye insanlara eziyet vermekten ve böylece haram işlemekten şiddetle sakınılmalıdır.

Bundan sonra Kâbe sola alınarak tavafa başlanır. Tavafa başlarken ve her şavtın başında şu zikredilir:

"Allah, bütün eksikliklerden uzaktır. Hamd, Allah'a mahsustur. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet şanı yüce ve azamet sahibi Allah'a aittir."

"Yemen" köşesine gelindiğinde, bu köşe de istilam edilir. Diğer köşeler istilam edilmez. Hacer-i Esved köşesine ya da hizasına varılınca ilk şavt tamamlanmış olur. Beklemeden tekrar istilam yapılarak ikinci şavta devam edilir. Diğer şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavtın sonunda Hacer-i Esved tekrar istilam edilerek tavaf bitirilir. Sonra Harem-i Şerif'in uygun bir yerinde iki rekat tavaf namazı kılınır. Tavaf namazının, kerahat vakti değilse tavafın hemen peşinden kılınması daha iyidir. Sonra Hacer-i Esved tekrar istilam edilerek sa'y yapmak üzere Safa tepesine gidilir.

3. Sa'y Nedir?

"Sa'y" kelimesi; koşmak, hızlı yürümek anlamına gelmektedir. Hac ve umrede Kâbe'nin doğu tarafındaki "Safa" tepesinden başlayarak "Merve"ye dört gidiş, Merve'den Safa'ya üç dönüş olmak üzere bu iki tepe arasındaki gidiş-gelişe denir. Safa'dan Merve'ye her bir gidişe ve Merve'den Safa'ya her bir dönüşe "şavt" denir. Safa ile Merve arasındaki yaklaşık 400 metre uzunluğundaki yürüme alanına "Mes'a" denir. Sa'y yapmak vaciptir. Sa'yin aslı, Hz. Hacer'in henüz kendisini emmekte olan oğlu Hz. İsmail için su ararken bu iki tepe arasında koşması hatırasına dayanmaktadır.

Sa'yin Yapılışı: Hacer-i Esved istilam edilerek Safa tepesine çıkılır. Niyet edilir:

"Allah'ım! Senin rızan için umre sa'yini yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle."

Bundan sonra Kâbe'ye dönülerek tekbir, tehlil, salavat okunur ve içtenlikle dua edilir. Sonra Merve tepesine doğru yürünür. Sa'y esnasında herkes içinden geldiği şekilde dua eder. İsteyenler dua kitabındaki sa'y dualarını okuyabilirler. Yeşil ışıklı direklerin arasında, erkekler koşar adımlarla yürürler. Buna "Hervele" denir.

Merve'ye varınca bir şavt tamamlanmış olur. Burada da yine Kâbe'ye yönelerek tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife getirilip dua edilir. Sonra Merve'den Safa'ya doğru yürünür. Safa'ya varınca ikinci şavt tamamlanmış olur. Diğer şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavt tamamlandıktan sonra Merve'de Kâbe'ye karşı dönülerek dua edilir. Bundan sonra tıraş olup ihramdan çıkılır.

4. Tıraş Olup İhramdan Çıkmak

İhramdan ancak saçlar tıraş edilmek suretiyle çıkılır. Erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Kısaltmada saçların uçlarından alınacak miktar, parmak ucu uzunluğundan daha az olmaz. Tıraş olduktan sonra umre ihramından çıkılmış olur. Hac için tekrar ihrama girinceye kadar bütün ihram yasakları kalkar. Hac için ihrama girinceye kadar böylece ibadetlere devam edilir. Zamanı gelince hac için ihrama girilip vakfe için Arafat'a çıkılır.

5. Hac İçin İhrama Giriş ve Arafat'a Çıkış

Temettu haccına niyet edip de umresini yapmış ve böylece Mekke'de kalmakta olan hacı adayları uygulamada, hac için ihrama genellikle Zilhicce'nin sekizinci günü (Terviye günü) girmektedirler. Buna göre Zilhicce'nin sekizinci gününe gelindiğinde Mekke'deki evlerde, umre ihramında belirtildiği şekilde ön hazırlıklar yapılır. Kerahat vakti değilse, iki rekat ihram namazı kılınır. Sonra niyet edilir:

"Allah'ım! Senin rızan için hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle."

Arkasından telbiye getirilerek hac için ihrama girilir. Böylece tekrar ihram yasakları başlamış olur. Hac için ihrama girildikten sonra, Arafat'a çıkmadan önce nafile bir tavafın ardından haccın sa'yi yapılabilir. Haccın sa'yini bu şekilde önceden yapanlar artık "Ziyaret tavafı"ndan sonra sa'y yapmazlar. Fakat sünnete uygun olan, haccın sa'yinin Ziyaret tavafından sonra ve ihramsız olarak yapılmasıdır. Bu şekilde ihrama girildikten ve arzu edildiği takdirde haccın sa'yi yapıldıktan sonra kafile ile birlikte Arafat'a hareket edilir.

6. Arafat'ta Öğle ve İkindi Namazlarının Birleştirilerek Kılınması

Öğle ezanı okunduktan sonra öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılınır. Buna "Cem-i takdim" denir. Öğle ve ikindi namazı birleştirilerek şöyle kılınır: Ezan okunduktan sonra, önce öğlenin ilk sünneti kılınır. Sonra kamet getirilerek öğlenin farzı eda edilir. Selam verildikten sonra teşrik tekbiri getirilir. Arkasından tekrar kamet getirilerek ikindinin farzı kılınır. Selamdan sonra teşrik tekbiri getirilir. Böylece öğle ve ikindi namazı bir ezan ve iki kametle eda edilmiş olur. Bu iki farz namazı arasında başka namaz kılmak mekruhtur. Bu sebeple öğlenin son sünnetiyle ikindinin sünneti kılınmaz. Namazdan sonra Vakfe yapılır. Öğle ve ikindi namazları cem-i takdim ile kılınırken seferî olanlar öğleyi de ikindiyi de ikişer rek'at olarak kılarlar.

7. Arafat Vakfesi

Vakfe Nedir? "Vakfe", durmak demektir. Arafat Vakfesi ise belirlenen zamanda hac için ihramlı olarak Arafat sınırları içinde bulunmaktır. Arafat vakfesi, haccın en önemli rüknüdür. Çünkü süresi içinde orada bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş sayılırlar.

"Hac Arafattır."Hz. Peygamber (s.a.v.)

Arafat, Mekke'nin 25 km. güney doğusunda bulunan geniş bir alanın adıdır. Arafat vakfesi bu alanda yapılır. Bu geniş alanın sınırları levhalarla gösterilmiştir. Arafat vakfesinin sahih olabilmesi için hac ihramına girmiş olmak ve belirlenen süre içinde Arafat'ta bulunmak gerekmektedir.

Arafat Vakfesinin Zamanı: Arafat vakfesinin zamanı, Zilhiccenin 9. günü, yani Arefe günü öğleyin Güneş'in tepe noktasına gelip Batı'ya meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun (uykuda, baygın, vakfenin farkında olsun ya da olmasın) bir an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş olur.

Arafat Vakfesinin Yapılışı: Arefe günü Arafat'ta öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılındıktan sonra ayağa kalkılarak kıbleye karşı dönülür. Arafat duasının ayakta yapılması müstehaptır. Telbiye, tekbir, tehlil ve salavat getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua edilir. Esas olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Bir süre bu şekilde vakfe yapılıp bol bol dua edildikten sonra hacılar Arafat'tan ininceye kadar kalan süreyi yine ibadet, dua ve zikirle değerlendirmeye çalışırlar. Güneş battıktan sonra Arafat'tan Müzdelife'ye intikal başlayacağından, akşama yakın gerekli şahsi hazırlıklar yapılır. Güneşin batmasıyla birlikte Arafat'tan Müzdelife'ye doğru hareket başlar. Akşam namazı, Müzdelife'de yatsı vaktinde, yatsı namazıyla birleştirilerek (cem-i tehirle) kılınacağı için, kendi vaktinde kılınmaz.

8. Müzdelife'de Akşam ve Yatsı Namazlarının Birleştirilerek Kılınması

Yatsı vakti girip ezan okunduktan sonra kamet getirilerek ilk önce akşam namazı kılınır. Selam verdikten sonra teşrik tekbiri getirilir. Sonra ezan okunmadan ve kamet getirilmeden yatsının farzı kılınır. Selamdan sonra yine teşrik tekbiri getirilir. Böylece iki vaktin farzı bir ezan ve bir kametle eda edilmiş olur. Buna "Cem-i tehir" denir. Bundan sonra yatsının son sünneti kılınabilir. Daha sonra vitir namazı kılınır. Akşam ve yatsı namazları bu şekilde birleştirilerek kılındıktan sonra "vakfe" yapılacak zamana kadar ibadetle meşgul olunur. İhtiyaç varsa istirahat edilir. Şeytan taşlamada (cemaratta) atılacak taşlar toplanır. Bu taşların Müzdelife'den toplanması zorunlu değildir, başka yerden de toplanabilir. Taşlar nohuttan büyük, fındıktan küçük olmalıdır. Taşların temiz olmama ihtimali varsa yıkanır.

9. Müzdelife Vakfesi

Müzdelife, Arafat ile Mina arasında ve Harem sınırları içinde kalan bir bölgenin adıdır. Müzdelife'nin sınırları levhalarla belirtilmiştir. Müzdelife'de vakfe yapmak haccın vaciplerindendir.

Müzdelife Vakfesinin Zamanı: Müzdelife vakfesi, bayram gecesi, gece yarısından itibaren güneşin doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılır. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun kısa bir an burada bulunan kimse vakfe görevini yerine getirmiş sayılır. Ancak sünnete uygun olan, Müzdelife vakfesinin sabah namazından sonra yapılmasıdır. Şu kadar var ki, izdiham sebebiyle gece yarısından sonra vakfe yapıp ayrılmakta bir sakınca yoktur.

Müzdelife Vakfesinin Yapılışı: Yukarıda belirtilen süre içerisinde, Arafat vakfesinde olduğu gibi, telbiye, tekbir, tehlil, salavat getirilir ve dua edilir. Müzdelife vakfesinden sonra Mina'ya hareket edilir. Yol boyunca telbiye, tekbir ve tehlile devam edilerek Mina'da kalınacak çadırlara gelinir. Daha sonra izdihamın olmadığı uygun bir zamanda Büyük Şeytanı (Akabe Cemresini) taşlamak üzere şeytan taşlama (cemarat) mahalline gidilir. Uygulamada Türk hacıları genellikle akşam namazından sonra taşlamaya götürülmektedir.

10. Şeytan Taşlamak (Remy-i Cimar)

Bayramın 1, 2, 3 ve 4. günlerinde Mina'da bulunan ve "Büyük Şeytan-Akabe Cemresi", "Orta Şeytan-Orta Cemre" ve "Küçük Şeytan-Küçük Cemre" diye adlandırılan üç taş kümesine usûlüne uygun olarak taş atmak haccın vaciplerindendir. Bayramın birinci günü Büyük Şeytana 7, ikinci, üçüncü ve dördüncü günlerinde ise her üç şeytana yedişerden 21'er taş atılır. Taşlama küçükten büyüğe doğru yapılır. Ancak, Mina'da kalınmadığı takdirde dördüncü günü taş atılması gerekmez.

Şeytan taşlama; kötülükleri, haksızlıkları, zulmü ve zorbalığı bir protesto anlamı taşır. Şeytan taşlayan hacı, bu hareketiyle şeytana, şeytanın yoluna uyanlara ve bütün kötülüklere karşı çıkışını sergilemiş ve kendisinin de bundan böyle asla şeytana uymayacağını ortaya koymuş olmaktadır.

Taşlamanın Yapılışı: Taşların atıldığı kümeye yaklaşarak, atılacak taş, sağ elin baş ve şehadet parmaklarının uçlarıyla tutulur, "Bismillah, Allahu ekber rağmen li'ş-şeytani ve hizbih" diyerek atılır. Taşların her biri ayrı ayrı atılmalıdır; hepsi birden atılırsa tek taş atılmış sayılır. Taşlar, kümelerin üzerine veya kümeleri kuşatan havuzlara düşecek şekilde atılmalıdır.

Taşlamanın Zamanı ve Atılacak Taş Sayısı: Bayramın birinci günü, Büyük Şeytana 7 taş atılır; atılan ilk taşla birlikte telbiyeye son verilir. Bu günkü taşlamanın zamanı gece yarısından itibaren başlar, bayramın ikinci günü tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Bayramın ikinci ve üçüncü günlerinde, küçüğünden başlanarak her üç şeytana 7'şerden toplam 21 taş atılır; taşlama zeval vaktinde başlar, gece tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Bayramın dördüncü günü tan yeri ağarıncaya kadar Mina'dan ayrılmamış olanlar, tan yerinin ağarmasından itibaren güneş batıncaya kadar her üç şeytana 7'şerden toplam 21 taş daha atarlar; tan yeri ağarmadan Mina'dan ayrılanların bu günün taşlarını atmaları gerekmez. Taşlamalarda, çok kalabalık olan gündüzün izdihamlı saatleri yerine, tenha olan gece veya akşam saatleri tercih edilmelidir. Küçük ve orta şeytanlara taş atıldıktan sonra, mümkünse bir kenara çekilip dua edilir. Büyük şeytana taş atıldıktan sonra beklenmez, orası hemen terk edilir.

11. Hac Kurbanı (Şükür Hedyi)

Temettu ve Kıran haccı yapanların, hac kurbanı (şükür hedyi) kesmeleri vaciptir. Her ne kadar sünnete uygun olan, hac kurbanının, büyük şeytana taş attıktan sonra kesilmesi ise de, taş atmadan önce de kesilmesi mümkündür. Hac kurbanı, Harem Bölgesi sınırları içerisinde, bayramın birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren kesilir. Hac kurbanının etinden sahibi dahil herkes yiyebilir.

12. Tıraş Olup İhramdan Çıkma

Bayramın birinci günü Büyük şeytana taş atılıp kurban kesildikten sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Her ne kadar sünnete uygun olan, önce Büyük Şeytana taş atmak, sonra kurban kesmek, daha sonra da tıraş olup ihramdan çıkmak ise de, taş atmadan ya da kurban kesmeden önce de tıraş olup ihramdan çıkmak mümkündür. Erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Böylece hac ihramından çıkışın birinci aşaması gerçekleşmiş olur. Buna "ilk tehallül" denir.

13. Ziyaret Tavafı

Ziyaret tavafı, haccın farzlarındandır. Haccın iki rüknünden birisidir. Buna "İfada tavafı" da denir.

Ziyaret Tavafının Vakti: Ziyaret tavafının vakti, bayramın ilk günü gece yarısından itibaren başlar, ömrün sonuna kadar devam eder. Uygulamada ziyaret tavafı, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılmaktadır. Ziyaret tavafının, bayramın ilk üç gününde yapılması usûle uygun ise de, daha sonraki günlerde de yapılabilir.

Ziyaret Tavafının Yapılışı: Önce niyet edilir:

"Allah'ım! Senin rızan için ziyaret tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle."

Daha sonra Hacer-i Esved hizasına gelerek tavafa başlanır ve yedi şavtla tavaf tamamlanır. Tavaf tamamlandıktan sonra tavaf namazı kılınır. Böylece haccın ikinci rüknü de tamamlanmış olur. Ziyaret tavafının tamamlanmasıyla hac ihramından çıkışın ikinci aşaması da gerçekleşmiş olur. Buna "ikinci tehallül" denir. Özel hallerinde bulunan kadınlar, ziyaret tavafını bu halleri sona erinceye kadar ertelerler. Arafat'a çıkmadan önce haccın sa'yini yapmamış olanlar, ziyaret tavafından sonra bu sa'yi yaparlar.

14. Haccın Sa'yi

Sa'y yapmak, haccın vaciplerindendir. Arafat'a çıkmadan önce haccın sa'yini yapmamış olanlar ziyaret tavafının ardından niyet ederek daha önce belirtildiği şekilde hac sa'yini yaparlar:

"Allah'ım, Senin rızan için hac sa'yini yapmak istiyorum, bunu kolaylaştır ve kabul eyle."

Hac sa'yinin, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha uygundur. Bundan sonra hacı, Mekke'de kaldığı süre içinde beş vakit namazı Harem-i Şerif'te kılmaya özen gösterir. Bol bol nafile tavaf yapar. Mekke'den ayrılacağı sırada da "Veda Tavafı" yapar.

15. Veda Tavafı

Hacca uzaklardan yani Mikat sınırları dışından gelmiş olanların (Afakilerin) Mekke'den ayrılmadan "Veda Tavafı" yapmaları vaciptir. Bu, hacıların hacla ilgili olarak yapacakları son görevdir (nüsüktür). Buna "Sader Tavafı" da denir.

Veda Tavafı niyet edilerek tıpkı diğer tavaflar gibi yapılır:

"Allah'ım! Senin rızan için Veda tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle."

Tavafın arkasından, tavaf namazı da kılındıktan sonra çokça dua edilir, af ve mağfiret dilenir. Göz yaşı dökülür. Nihayet ayrılığın üzüntüsü içinde göz yaşlarıyla Kâbe'ye ve Mescid-i Harama veda edilir. Ziyaret tavafından sonra herhangi bir nafile tavaf yapılıp veda tavafı yapılmadan Mekke'den ayrılma durumunda kalınmışsa, yapılan bu nafile tavaf, veda tavafı sayılır.

Siyer

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) doğumundan (571) vefatına (632) hayatı; Mekke ve Medine dönemleri, siyer ve İslâm tarihi kaynaklarına dayalı kapsamlı bir anlatım.

Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hayâtı (571-632) iki kısma ayrılır: Peygamberliğinden Önceki Hayâtı (571-610) ve Peygamberlik Devri (610-632). Peygamberlik devri de Mekke devri (610-622) ve Medine devri (622-632) olarak iki döneme ayrılır. Peygamberlikten önceki hayatı da genellikle üç bölüme ayrılır: Çocukluk devresi (8 yaşına kadar), Gençlik çağı (8-25 yaş arası) ve Evlilik dönemi (25-40 yaş arası).

"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."el-Enbiyâ Sûresi: 107

I. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Çocukluk Dönemi

1. Doğumu

Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.

Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara "Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler…" cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi.

İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı'nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş, Sâve gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü.

2. Soyu (Nesebi)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisi de Mekke'lidir. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz. İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir; soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir.

Bir hadis-i şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Ben devirden devire, nesilden nesile, âileden âileye seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim."

Diğer bir hadis-i şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır:

"Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğullarını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir."

Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.

3. Hz. Muhammed (s.a.s.) Süt Anne Yanında

Başlangıçta çocuğu annesi Âmine emzirdi. Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi. Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme oldu.

Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir.

Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti.

4. Medine Ziyâreti

Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı. Altı yaşında iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı. Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü, bağrına basıp uzun uzun öptü ve şu sözlerden sonra vefât etti:

"Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek, ben de öleceğim, fakat buna gam yemem, namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum…"

Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti. Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.

Yıllar sonra, Hicret'in 6. yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü: "Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım," buyurdu.

II. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Gençlik Dönemi

1. Ebû Tâlib'in Himâyesi

Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine "gençlik devresi" denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib'in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur. Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâttı; yeğeni Hz. Muhammed'i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.

2. Seyâhatleri

A. Şam Seyâhati: Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Bir defasında Ebû Tâlib Şam'a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.

Şam'ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ denilen kasabada "Bahîra" adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in simâsından, O'nun istikbâlini sezmişti. Ebû Tâlib'e "Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O'nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır, tanırlarsa ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam'a götürmeyiniz…" dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam'a gitmekten vazgeçti.

B. Yemen Seyâhati: Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs'la birlikte Yemen'e gidip gelmiştir.

3. Ficâr Savaşına Katılması

Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden başlayan ve dört yıl süren, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm eden bu savaşa "Ficâr Savaşı" denildi. Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı; fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.

4. Hılfu'l-Fudûl Cemiyetinde Üyeliği

Uzun süren Ficâr savaşı esnâsında Mekke'de âsâyiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Vâil oğlu Âs, Mekke'ye gelen Yemen'li bir tâcirin bütün malını gasbetmişti. Yemen'li, bütün kabîleleri yardıma çağırdı. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.)'in amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırdı; Beni Temîm'den Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde toplandılar ve "Mekke'de zulmü önlemeğe, yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeğe" karar verdiler. Yemenlinin hakkını Âs'tan alıp geri verdiler. Bu yemine "Hılfu'l-fudûl" (Fadıllar yemini) denildi.

Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yaşında iken bu toplantıda amcaları ile beraber üye olarak bulundu. Bu cemiyetin çalışmalarından son derece memnun kaldığını Peygamberliğinden sonra şöyle ifâde etmiştir:

"İslâm'da da böyle bir cemiyete çağrılsam, yine icâbet ederim."

III. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Evlilik Dönemi

1. Ticâret Hayâtı

Bütün Mekke'liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı; bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti.

2. Hz. Hatice ile Evlenmesi

Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)'i Şam'a gönderdi. Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu; daha sonra araya vasıtalar girdi, evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz. Muhammed (s.a.s.) 25, Hz. Hatice ise 40 yaşlarındaydı.

Nikâh, Hatice'nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice'nin evinde kıyıldı. Hz. Hatice'ye 20 dişi deve mehir verildi. Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice'nin evine geçti; örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu. Peygamberimiz (s.a.s.) de ondan son derece memnundu; onun üzerine hiç evlenmedi, ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.

3. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Çocukları

Peygamberimiz (s.a.s.)'in Hz. Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler, fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler; Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)'in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), kızlarının en büyüğü Zeyneb'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcası Ebû Leheb'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti; İslâmiyetten sonra Ebû Leheb'in baskısıyla boşandıktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi, Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı. Bu yüzden Hz. Osman'a "iki nûr sâhibi" anlamına "Zi'n-nûreyn" denildi. En küçük kızı Fâtıma'yı ise Hz. Ali ile evlendirdi; Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma'nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.)'in Mısırlı eşi Mâriye'den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10. yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.

4. Kâbe'nin Tâmirinde Hakemliği (605 M.)

Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti. Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. "Hacer-i Esved"i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar; Kureyş'in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki, Kureyş'in en ihtiyarı "Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılmasını" teklif etti. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s.) girmişti. "el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemliğine râzıyız…" diye bağrıştılar.

Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved'i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (s.a.s.) de taşı alıp yerine yerleştirdi. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu. Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35 yaşında idi.

Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Peygamberlik Devri (610-632)

Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik devresinin 13 yılı Mekke'de, 10 yılı Medine'de geçti. Nübüvvet'den Hicret'e kadar devâm eden 13 yıllık süreye "Mekke Devri" (610-622), Hicretten vefâtına kadar olan 10 yıllık süreye de "Medine Devri" (622-632) denir.

Mekke Devri

I. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Peygamber Oluşu

1. Hira'da İnzivâ

Eskiden beri Mekke'deki hanîf ve zâhitler, recep ayında inzivâya çekilirlerdi; Mekke'nin 3 mil kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalarlardı. 40 yaşlarına doğru Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kalbinde de bir yalnızlık sevgisi belirdi. O da Hira Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz kudret ve azametini düşünerek O'na ibâdet ediyordu. Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilâhi vahyin başlangıcı, sâdık rüyâlar şeklinde oldu; gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu. Bu hâl, altı ay kadar devam etti.

2. İlk Vahy

610 yılı Ramazan ayının Kadir Gecesinde, ridâsına bürünüp Hira'daki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrâil'i gördü. Melek O'na "Oku" dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.) "Ben okuma bilmem" diye cevap verdi. Melek, O'nu kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıktı ve emrini tekrarladı. Üçüncü defa sıktıktan sonra "el-Alak" Sûresi'nin ilk beş âyetini okudu:

"Yaratan Rabb'ının adıyle oku. O, insanı alak'tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb'ın sonsuz kerem sahibidir."el-Alak Sûresi: 1-5

Meleğin arkasından Hz. Peygamber (s.a.s.) de bu âyetleri tekrarladı. Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin "Ya Muhammed, Sen Allah'ın elçisisin, Ben de Cibril'im" dediğini duydu. Korku içinde evine vardı, eşi Hz. Hatice'ye "Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz" dedi. Bir müddet dinlenip heyecânı geçtikten sonra gördüklerini Hz. Hatice'ye anlattı. Hz. Hatice, O'nu şu ölmez sözlerle teselli etti:

"Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen, akrabanı gözetirsin. İşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin…"

3. Varaka'nın Sözleri

Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)'i amcazâdesi Nevfel oğlu Varaka'ya götürdü. Varaka hanîflerdendi; Tevrât ve İncil'i okumuş, İbrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardı. Varaka Peygamberimiz (s.a.s.)'i dinledikten sonra:

"Müjde sana yâ Muhammed, Allah'a yemin ederim ki sen Hz. İsâ'nın haber verdiği son Peygambersin. Gördüğün melek, senden önce Cenâb-ı Hakk'ın Musâ'ya göndermiş olduğu Cibril'dir. Keşki genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan çıkaracağı günlerde sana yardımcı olabilseydim… Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa uğramasın, eziyet görmesin…"

dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü.

II. Nebîlik ve Rasûlluk

"Şüphesiz, seni biz, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik."Fetih Sûresi: 8

İlk vahiy'den sonra, kısa bir süre vahyin arkası kesildi. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) Hira'dan dönerken, bir ses işitti; başını kaldırıp semâya bakınca, kendisine daha önce Hira'daki mağarada gelen meleği gördü. Korku ve heyecân içinde evine döndü. "Hemen beni örtünüz, beni örtünüz" dedi. Bu esnada Cebrâil, el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerini getirdi:

"Ey örtüsüne bürünen (peygamber). Kalk, (insanları) azâb ile korkut. Rabb'ının adını yücelt (Namaz'da tekbir getir). Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket."el-Müddessir Sûresi: 1-5

İlk vahiy ile Hz. Muhammed (s.a.s.) "Nebî" olmuş, henüz başkalarına "Hak Dini" tebliğ ile görevlendirilmemişti. Bu ikinci vahiy ile "Risâlet" verildi, Hak Dini tebliğ ile görevlendirildi. Ancak açık dâvet emredilmedi.

1. İslâmda İlk İbâdet

İslâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır. Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir. Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice'ye öğretmiş, ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.

2. İlk Müslümanlar

"İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır."Vâkıa Sûresi: 10

Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ilk imân eden ve O'nunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd ve amcasının oğlu Hz. Ali Müslüman oldular.

A. Hz. Ali'nin İslâm'ı Kabûl Etmesi: Ebû Tâlib, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i, 8 yaşından 25 yaşına kadar evinde barındırmış, O'nu öz çocuklarından daha çok sevmişti. Peygamberimiz (s.a.s.) amcasının sıkıntısının biraz azalması için 5 yaşından itibâren Ali'yi yanına almıştı. Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice'yi namaz kılarken görünce, bunun ne olduğunu sordu. Peygamber Efendimiz, O'na Müslümanlığı anlattı, O da Müslümanlığı kabûl etti. Bu esnâda Hz. Ali henüz on yaşlarında bir çocuktu.

B. Hz. Ebû Bekir'in Müslüman Olması: Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yakın ve en samîmi dostu olan Ebû Kuhâfe oğlu Ebû Bekir, Kureyş kabîlesi'nin Teymoğulları kolundandır. Hz. Ebû Bekir'in Mekke'de Kureyş arasında büyük bir itibârı vardı; zengin ve dürüst bir tüccârdı. Aralarındaki güven ve samîmiyet sebebiyle, Peygamberimiz (s.a.s.) âilesi dışındakilerden ilk olarak Hz. Ebû Bekir'i İslâm'a dâvet etti. Hz. Ebû Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti. Onun gayret ve delâletiyle, Mekke'nin önemli şahsiyetlerinden Affân oğlu Osmân, Avf oğlu Abdurrahman, Ebû Vakkas oğlu Sa'd, Avvâm oğlu Zübeyr, Ubeydullah oğlu Talha da Müslümanlığı kabûl ettiler. Hz. Hatice'den sonra Müslüman olan bu 8 zata "İlk Müslümanlar" (Sabıkûn-i İslâm) denilir.

3. Açık Dâvetin Başlaması (613-614 M.)

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm'a dâvet etti; yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm'ı açıkladı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30'a çıkabildi; bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.

Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen "Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma" (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâm'ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâm'a dâvete başladı. Harem-i Şerif'e gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:

"Ey insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın sizin hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allah'a, ümmî nebiy olan Rasûlune -ki O'da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmıştır- imân edin, O'na uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız…"el-A'raf Sûresi: 158

Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan "Erkam"ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm'la şereflendiği için bu eve "Dâr-ı İslâm" denildi.

4. Yakın Akrabasını İslâm'a Dâveti

"Önce en yakın akrabanı (Allah'ın azâbıyla) korkut" (eş-Şuarâ Sûresi, 214) anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi'ne çıkarak "Ey Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey Zühreoğulları…" diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi toplandıktan sonra:

"Ey Kureyş cemâati, size şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var, üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız?"

diye sordu. Hepsi bir ağızdan "Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin…" dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):

"O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Allah'a inanıp, O'na kulluk etmeyenlerin bu büyük azâba uğrayacaklarını haber veriyorum… Yemin ederim ki, Allah'tan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah'ın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim… Allah'tan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak, azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş hiç bir nüfûza sâhip değilim… Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. O mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem'e girmektir…"

Peygamberimiz (s.a.s.)'in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı. Yalnızca Ebû Leheb "Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın?" sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında şu meâldeki sûre-i celîle nâzil oldu:

"Ebû Leheb'in iki elleri kurusun, yok olsun. O'na ne malı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı da odun hammalı olarak."Leheb Sûresi: 1-5

III. Mekke Müşriklerinin Müslümanlara Karşı Davranışları

İslâm'ın Mekke'de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı Müslümanlar ve müşrikler olarak iki kısma ayrıldı. Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası).

1. Alay ve Hakaret Dönemi

Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)'in Peygamberliğini önemsememiş göründüler. Rasûlullah (s.a.s.)'i gördüklerinde, "İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden…" diyerek eğlendiler, Müslümanları alaya alıp küçümsediler. Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını şöyle bildirmektedir:

"Suçlular, şüphesiz mü'minlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde, birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaşlarına döndüklerinde, eğlenerek dönerlerdi. Mü'minleri gördüklerinde, 'bunlar gerçekten sapık kimseler' derlerdi."el-Mutaffifîn Sûresi: 29-32

Putlarla ilgili, "Siz de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç şüphesiz Cehennem odunusunuz…" (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar, artık Müslümanlara düşman olup hakaret ettiler. Kureyş'in puta tapıcılıkta çıkarı vardı: Mekke puta tapıcıların merkezi durumundaydı, bu yüzden Kureyş hem para hem itibâr kazanıyordu. Müslümanlık herkesi eşit sayıyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu; bu yüzden Kureyş ileri gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler.

2. İşkence Dönemi

A. Kureyş'in Ebû Tâlib'e Başvurması: Kureyş'in ileri gelenlerinden bir hey'et Hâşimoğullarının reisi Ebû Tâlib'e gelerek "Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapık gösteriyor. Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkından gelelim…" dediler. Ebû Tâlib onları tatlılıkla savdı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce yeniden Ebû Tâlib'e gelip "Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, diğeri kurtulsun…" diye tehdit ettiler.

Ebû Tâlib durumun nâzik olduğunu gördü, bütün Kureyş'e karşı koyamazdı. Yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)'e durumu anlatarak "Bak oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme. Kendini de, beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme…" dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü, mübârek gözleri yaşlarla dolarak "Ey amca, Allah'a yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneş'i, sol elime de Ay'ı koysalar, ben yine görevimi bırakmam…" diyerek ayrılmak üzere yerinden kalktı. Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib "Ey kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim" dedi. Daha sonra Ebû Tâlib, Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in korunmasını istedi. Ebû Leheb'den başka bütün âile fertleri, Müslüman olsun olmasın, bu teklifi kabûl ettiler.

B. Kureyş'in Hz. Peygamber (s.a.s.)'e Başvurması: Kureyş uluları bizzât Hz. Peygamber (s.a.s.)'e gelerek "Yâ Muhammed! Sen soy ve şeref yönünden hepimizden üstünsün. Fakat Araplar arasında, şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yaptın; aramıza ayrılık soktun. Eğer maksadın zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalım. Reislik istersen, başkan seçelim. Evlenmek düşünüyorsan, Kureyş'in en asil ve en güzel kadınları ile evlendirelim. Bu davâdan vazgeç, düzenimizi bozma…" dediler. Rasûlullah (s.a.s.) "Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni Rabb'ım size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi. Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini size tebliğ ediyorum. İmân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz. İnkâr ederseniz, Cenâb-ı Hak aramızda hükmedinceye kadar sabredip bekleyeceğim. Putlara tapmaktan vazgeçip, yalnızca Allah'a ibadet ediniz…" diye cevâp verdi. Onlar da "Bizim 360 tane putumuz Mekke'yi idâre edemezken bir tek Allah dünyayı nasıl idâre eder…" diyerek gittiler.

C. İlk Müslümanların Gördükleri Eza ve Cefalar: Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptıkları görüşmelerden netice alamayınca Müslümanlara ezâ ve işkenceye başladılar. Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârlı bir âileye mensup olanlara pek ilişemiyorlardı; fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve câriyelere cihân târihinde eşine rastlanmayan vahşet derecesinde işkenceler yapıyorlardı.

Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatırılmış, kömürler sönüp kararıncaya kadar göğsüne bastırılarak kıvrandırılmıştı. Ammâr'ın babası Yâsir, bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters yönlere sürülerek parcalanmış; kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine dayanamayıp müşriklere karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attığı bir ok darbesiyle öldürülmüştü.

Halef oğlu Ümeyye, kölesi Habeşli Bilâl'i hergün çırılçıplak kızgın kumlar üzerine yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında saatlerce bırakır; Müslümanlığı terk etmesi için ezâ ederdi. Bu durumda yarı baygın halde bile "Ehad, Ehad" (Allah bir, Allah bir) diyordu.

Hz. Ebû Bekir, müşrik sâhiplerinin işkencelerinden kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satın alıp âzâd etmişti; Rasûlullah (s.a.s.)'in müezzini Bilâl bunlardandı.

Zamanla müşrikler Rasûlullah (s.a.s.)'e de hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmediler. Geçeceği yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler atıyorlar, kapısına kan ve pislik sürüyorlardı. Bir defa Harem-i Şerifte namaz kılarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehil'in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti. Müşriklerin kötülükleri giderek dayanılmaz bir duruma gelmiş, Müslümanlar Mekke'de barınamaz hâle gelmişlerdi.

3. Habeşistan'a Hicret

"Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür."en-Nahl Sûresi: 41

A. Habeşistan'a İlk Hicret Edenler (615 M.): Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı, Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların Habeşistan'a hicret etmelerine izin verdi. İlk defa 12'si erkek, 4'ü kadın 16 kişi Mekke Devri'nin 5. yılında (615 M.) Recep ayında Mekke'den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan'a geçtiler. İçlerinde Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes'ûd gibi muhterem zâtlar da vardı.

B. İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.): Müslümanlar Habeşistan'a hicretlerinden bir süre sonra, "Mekkeliler toptan Müslüman oldu" diye asılsız bir şâyianın çıkmasıyla, Habeşistan'da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi. Fakat müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı; bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7. yılında (616 M.) 77'si erkek, 13'ü kadın olmak üzere 90 kişi ikinci defa Habeşistan'a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Ali'nin ağabeyi Câfer Tayyar'dı.

C. Kureyş Elçileri ile Câfer Arasında Geçen Münâzara: Müslümanların Habeşistan'a hicreti, müşrikleri endişelendirdi. Hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan Necâşi'si (hükümdarı) Ashame'ye kıymetli hediyelerle Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rabia'yı elçi olarak gönderdiler. Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı ve "Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz" diye sordu. Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak Kureyş elçileriyle konuştu; Amr b. Âs onların atalarının dininden çıktıklarını, ilâhlarına hakaret ettiklerini, gençlerin inançlarını bozduklarını, aralarına ayrılık soktuklarını iddia edince Câfer şöyle cevap verdi:

"Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk. Kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk. İçki, kumar, fuhuş ve her türlü ahlâksızlığı yapıyorduk. Hak hukuk tanımıyorduk. Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu. Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi. İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardı, tek Allah'ı tanıttı, yalnız O'na kulluğa çağırdı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti. Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı. Biz O'na inandık, O'nun gösterdiği Hak Dini kabûl ettik. Bu yüzden kavmimizin hakaret ve işkencelerine uğradık, fakat dinimizden dönmedik. Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçıp, sizin himâyenize sığındık…"

Câfer, Kur'ân-ı Kerim'den Hz. İsâ ve Meryem ile ilgili âyetler okuyarak herkesi heyecâna getirip ağlattı. Bu âyetleri dinleyen Habeş hükümdârı "Allah'a yemin ederim ki, bu sözler Hz. İsâ'ya gelen sözlerle aynı kaynaktan" dedi ve Kureyş elçilerinin teklifini reddetti. Ertesi gün Amr, hükümdârı Hz. İsâ hakkındaki sözlerle tahrik etmek istedi; ama Câfer Kur'ân'dan doğru âyeti okuyunca, Necâşi yerden bir çöp alıp göstererek "Hz. İsâ'nın dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasında şu çöp kadar bile fark yok. Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim. Şehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir" dedi ve Kureyş elçilerinin getirdiği hediyeleri geri verdi.

Habeşistan'da Müslümanlar güven içinde kaldılar. Bunlardan bir kısmı, Müslümanlar Medine'ye hicret edince Medine'ye gittiler (622 M.); bir kısmı Hudeybiye barışına kadar orada kaldılar (628 M.). Câfer'in başkanlığında son 16 kişilik kafile ise Hayber'in fethi esnâsında Medine'ye döndü (628 M.).

4. Hz. Hamza ve Hz. Ömer'in Müslüman Olmaları

A. Hz. Hamza'nın Müslüman Olması: Hamza, Peygamberimizin amcalarındandır; Süveybe'den O da emdiği için, Rasûlullah (s.a.s.) ile süt kardeştir. Mekke Devri'nin 6. yılında (616 M.) Müslüman olmuştur. Peygamberimiz bir gün "Safâ" tepesinde otururken yanından Ebû Cehil geçti, Rasûlullah (s.a.s.)'e çirkin sözlerle hakarette bulundu; Peygamberimiz hiç bir karşılık vermedi. Hamza o gün ava gitmişti; dönüşünde, bir câriye olayı Hamza'ya anlattı. Hamza henüz Müslüman olmamıştı, ama yeğenine hakaret edilmesine dayanamadı, derhal Kureyşin toplantı yerine gitti ve yayı ile Ebû Cehil'in kafasına vurup yaraladı. Sonra Rasûlullah (s.a.s.)'e giderek O'nu teselli etmek istedi; Rasûlullah (s.a.s.)'in ancak imân etmesi ile memnûn olacağını söylemesi üzerine, şehâdet getirip Müslüman oldu.

Hz. Hamza son derece cesûr, kuvvetli, gözünü budaktan sakınmaz bir kişiydi. Kendisinden üç gün sonra da Ömer Müslüman oldu. Bu ikisinin Müslüman olmalarıyla, Müslümanlar büyük destek buldular.

B. Hz. Ömer'in Müslüman Olması: Hz. Hamza'nın İslâm'ı kabûlü, Müslümanları sevindirmiş fakat müşrikleri telaşlandırmıştı. Kureyş ileri gelenleri "Dârü'n-Nedve"de toplanıp çeşitli teklifler ortaya attılar; Ebû Cehil "Muhammed (s.a.s.)'i öldürmekten başka çıkar yol yok" deyince Ömer ayağa kalkıp bu işi kendisinin yapacağını söyledi. Ömer silahlanıp yola çıktı; yolda Abdullah oğlu Nuaym'e rastladı, ona nereye gittiğini söyleyince Nuaym "Sen benden önce kendi yakınlarına bak, eniştenle kız kardeşin Müslüman oldular" dedi.

Ömer eniştesi Saîd b. Zeyd'in evine vardı; içeride Kur'ân-ı Kerîm okunuyordu. Kapıyı kırarcasına vurdu, "Nedir o okuduğunuz şey?" diye bağırdı, hiddetle eniştesinin üzerine atıldı. Araya giren kız kardeşi Fâtıma'nın yüzünü bir tokatla kan içinde bıraktı. Canı yanan Fâtıma "Ya Ömer, Allah'tan kork. Ben ve eşim Müslüman olduk, bundan gurur duyuyoruz ve senden korkmuyoruz. Öldürsen de dinimizden dönmeyiz…" dedi ve şehâdet getirdi. Bu hâl Ömer'i sarstı; kız kardeşinden okuduğu sahifeyi istedi. Bu sahife "Hadîd" Sûresinin ilk âyetleriydi:

"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ı tesbîh ederler. Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O'dur. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur, hem diriltir, hem öldürür. O her şeye hakkıyla kâdirdir…"el-Hadîd Sûresi: 1-3

Ömer bu âyetleri okuduktan sonra derin bir düşünceye daldı; Allah Kelâmı'nın yüksek mânâ ve fesâhati onun kalbine işlemişti. "Beni Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına götürün" dedi. O esnada Hz. Peygamber (s.a.s.) Safâ semtinde Erkâm'ın evindeydi. Ömer'in silahlı olarak geldiğini gören Müslümanlar telaşlandılar, yalnızca Hz. Hamza "İyilik için gelirse ne âlâ, aksi halde geleceği varsa, göreceği de var" dedi. Ömer, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in önünde diz çökerek şehâdet getirdi. Orada bulunanlar sevinçlerinden hep birden tekbir getirdiler.

Ömer sonra "Hemen çıkalım, Harem-i Şerîf'e gidelim" dedi; bütün Müslümanlar toplu halde Kâbe'ye gittiler. Ömer Kureyşlileri görünce "Beni bilen bilsin, bilmeyen öğrensin, Ben Hattab oğlu Ömer'im. İşte Müslüman oldum…" dedi ve şehâdet getirdi. Müslümanlar ilk defa Harem-i Şerîfte saf olup topluca namaz kıldılar.

Hamza ve Ömer'in Müslüman olmalarıyla, İslâm'ın yayılması hız kazandı. Daha önce 6 yılda sayıları ancak 40 kişiye ulaşabilmişken bir yıl sonra Müslümanların sayısı 300'ü geçmiş, bunlardan 90 kişi Habeşistan'a hicret etmişti.

5. Müşriklerin Boykot İlânı

A. Müslümanların Muhâsaraya Alınması (616 M.): Mekke müşrikleri, İslâm nûrunun sönmesi için ellerinden gelen her şeyi yaptılar; alay, hakaret ve işkencenin her çeşidi Müslümanların sayısının artmasına engel olamıyordu. Mekke Devri'nin 7. yılı (616 M.) Muharrem ayında Kureyş ileri gelenlerinden 40 kişi Ebû Cehil'in başkanlığında toplanıp, Hâşim oğullarıyla alış-veriş yapmamağa, kız alıp-vermemeğe, görüşüp buluşmamağa, ekonomik ve sosyal her türlü ilişkiyi kesmeğe karar verdiler. Bu kararı bir ahidnâme şeklinde yazıp mühürlediler ve Kâbe'nin içine astılar.

Bu karardan sonra, dağınık halde olan bütün Müslümanlar Ebû Tâlib mahallesi'nde Hâşimî'lerle birleştiler; Müslümanlar burada üç yıl (616-619 M.) abluka altında kaldılar.

B. Acıklı Günler: Müslümanlar abluka altında kaldıkları bu üç yıl içinde çok sıkıntı çektiler; yeteri kadar erzâk temin edemedikleri için, açlıktan ağaç yapraklarını yediler, bazı küçük çocuklar gıdasızlıktan öldü. Ebû Cehil gece-gündüz mahalleye gizlice yiyecek maddesi sokulmasına imkân vermiyordu. Müslümanlar yıllık yiyecek ve diğer ihtiyâçlarını ancak kan dökülmesi yasak dört ayda temin etmeğe çalışıyorlardı. Müslümanlar üç yıl süren bu boykot esnâsında dayanılmaz sıkıntılara katlandılar, fakat Kureyş bundan da hiç bir netice alamadı.

C. Boykot Anlaşması'nın Yırtılması: Müslümanların bu acıklı durumu müşriklerden bazı insaflı kimseleri de rahatsız etmeğe başladı; birkaç kişi bu kararı bozmak üzere anlaştılar ve Kureyş'in toplu bulunduğu bir anda Harem-i Şerîf'e giderek bu zâlim kararın kaldırılmasını istediler. Esâsen, Kâbe'ye astıkları bu ahidnâmenin ağaç kurtları tarafından yendiğini Hz. Peygamber (s.a.s.) önceden haber vermişti; bu haber bütün Mekke'de yayılmıştı. Gerçekten, ahidnâmeyi yırtmak için ellerine aldıklarında, bütün yazıların kurtlar tarafından yenilmiş olduğunu gördüler. Müslümanlar Mekke Devri'nin 10. yılında böylece bu korkunç boykottan kurtulmuş oldular.

IV. Hüzün Yılı (Nübüvvet'in 10. Yılı)

1. İki Büyük Acı: Ebû Tâlib ve Hz. Hatice'nin Vefâtları

Müslümanlar ablukadan kurtuldukları için sevindiler, çektikleri sıkıntıları unutmağa başladılar. Fakat sevinçleri uzun sürmedi: boykotun kalkmasından 8 ay kadar sonra, iki büyük acı ile karşılaştılar. Mekke Devri'nin 10. yılı Şevvâl ayında önce Ebû Tâlib, üç gün sonra da Hz. Hatice vefât etti.

Ebû Tâlib, Müslüman olmamıştı, fakat Hz. Peygamber (s.a.s.)'e son derece bağlıydı; O'nu çok seviyor, bu yüzden her fedâkârlığa katlanarak müşriklerden gelecek kötülüklere karşı O'nu koruyordu. Hz. Hatice ise O'nun gam ortağı, şefkatli bir hayat arkadaşıydı, en sıkıntılı anlarında O'nu teselli ediyor, bütün varlığı ile O'na destek oluyordu. En büyük desteği olan, sevdiği iki insanı peşpeşe kaybettiği için Rasûlullah (s.a.s.) çok üzüldü; bu sebeple Mekke Devri'nin 10. yılına "Senetü'l-huzn" (Hüzün yılı) denildi.

Müşrikler, Ebû Tâlib'in sağlığında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şahsına pek ilişemiyorlardı; O'nun ölümünden sonra Rasûlullah (s.a.s.)'in şahsına da her türlü kötülüğü yapmağa başladılar. Bir defa, Kâbe'de namaz kılarken Ebû Muayt oğlu Ukbe, yeni kesilmiş bir devenin barsaklarını getirip secdede iken üzerine koymuş; kızı Fâtıma yetişerek üzerini temizlemişti. Rasûlullah (s.a.s.) namazını bitirdikten sonra etrâfında gülüşen müşrikleri işâret ederek üç defa "Allah'ım Kureyşten şu zümreyi sana havâle ediyorum" demişti. Rasûlullah (s.a.s.)'in isimlerini saydığı bu azılı müşriklerin hepsi de Bedir Savaşı'nda katledilip, leşleri Bedir'deki "Kalîb" denilen kuyuya atılmıştır.

2. Tâif Yolculuğu (620 M.)

Kureyş'in zulümleri artık katlanılamaz bir duruma gelmişti. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke Devri'nin 10. yılı (620 M.) Şevvâl ayında, yanına evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd'i de alarak Tâif'e gitti; Tâiflileri "Hak Din"e dâvet edecekti.

Tâif'te putperest Sakiyf Kabîlesi vardı. Rasûlullah (s.a.s.) 10 gün kadar onlara İslâm'ı anlatmağa çalıştı; hiç biri Müslüman olmadığı gibi alay ettiler, "Memleketimizden çık" diye kovup hakaret ettiler. Tâif'ten ayrılırken de çoluk çocuğu ve ayak takımı düşük tabîatlı kişileri yolun iki tarafına sıralayıp taşlattılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in ayakları, atılan taşlarla yara-bere içinde kaldı, ayakkabıları kanla doldu. Vucûdunu atılan taşlara siper eden evlâtlığı Zeyd, bir kaç yerinden yaralandı. Rasûlullah (s.a.s.) hayâtı boyunca karşılaştığı sıkıntılardan en büyüğünü o gün yaşamıştı.

Nihâyet Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'nin yol üstündeki bağına sığınarak ayak takımının tâkiplerinden kurtulabildi. Burada bir çardağın gölgesinde, ellerini kaldırıp şu hazîn duâyı yaptı:

"İlâhi, kuvvetimin za'fa uğradığını, çâresizliğimi, halkın gözünde hor ve hakîr görüldüğümü ancak sana arzederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi, herkesin zayıf görüp de dalına bindiği bîçârelerin Rabbı sensin. İlâhî, huysuz ve yüzsüz bir düşmanın eline beni düşürmeyecek, hatta hayâtımın dizginlerini eline verdiğim akrabamdan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin. Yâ Rabb, eğer bana karşı gazablı değilsen, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam, fakat senin esirgeyiciliğin bunları da göstermeyecek kadar geniştir. Yâ Rabb gazabına uğramaktan, rızandan mahrûm kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve dünya işlerini dengeleyen yüzünün nûruna sığınırım. Râzı oluncaya kadar işte affını diliyorum. Bütün kuvvet ve kudret ancak seninledir…"

Görüldüğü üzere yapılan bunca ezâ ve cefâya rağmen bedduâ etmemiş; hatta yolda kendisine Cebrâil gelerek "Ey Allah'ın Rasûlü, Allah kavminin sana söylediklerini işitti, yaptıklarını gördü, sana şu Dağlar Meleği'ni gönderdi, kavmin hakkında ne dilersen bu meleğe emredebilirsin…" dedi. Dağlar emrine verilmiş olan melek "Ya Muhammed, emrine hazırım, şu iki yalçın dağın Mekkeliler üzerine devrilip müşrikleri tamâmen ezmelerini istersen emret…" dedi. Fakat Rasûlullah (s.a.s.) "Hayır, onların ezilip yok olmalarını değil, Rabbımın bu müşriklerin sulbünden, O'na hiç bir şeyi ortak kılmayan ve yalnız Allah'a ibâdet eden bir nesil meydana getirmesini istiyorum…" demiştir.

Rabîa'nın oğulları, Peygamber Efendimizin acıklı hâlini görüp Hıristiyan köle Addâs ile O'na bir salkım üzüm gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) "Bismillah…" diyerek üzümü yemeğe başlayınca, Addâs hayretle bu bölge halkının böyle söz söylemediğini belirtti. Hz. Peygamber ona nereli olduğunu sordu, Addâs "Ninovalıyım, Hıristiyanım" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Demek kardeşim Yunus Peygamberin memleketindensin" dedi ve İslâmiyeti anlattı. Addâs da orada Müslüman oldu.

Rasûl-i Ekrem'in himâyesiz Mekke'ye girmesi imkânsızdı. Bu sebeple dönüşte, Hira Dağına çıkarak, Kureyşin hatırı sayılır büyüklerinden Adiyy oğlu Mut'im'e haber gönderdi. O'nun himâyesinde gece vakti Mekke'ye girdi, Kâbe'yi tavâf edip Hârem-i Şerif'de iki rek'at namaz kıldıktan sonra evine döndü. Mut'im ve çocukları silahlanıp Kâbe'nin dört bir tarafını tuttular, Peygamber Efendimizin Mekke'ye girip serbestçe tavâf etmesini ve evine gitmesini sağladılar (620 M.). Mut'im, Bedir savaşında müşrik olarak öldü; Peygamber Efendimiz, Mut'im'in bu iyiliğini unutmamış, Bedir esirlerinin kurtarılması için Medine'ye gelen oğlu Cübeyr b. Mut'im'e "Eğer senin o ihtiyar baban sağ olsaydı da bu murdar herifleri benden isteseydi, hepsini ona bağışlardım" demişti.

Kaynak: kurandan.com

Haberler & Duyurular
Haber

Bazı ülke vatandaşları Suudi Arabistan’a girişte zorunlu vize uygulamasına tabi tutulurken, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için süreçte önemli kolaylıklar bulunuyor. İşte güncel uygulama ve gerekli belgeler.

Bazı ülkelerin vatandaşlarının Suudi Arabistan’a girişte zorunlu vize uygulamasına tabi olduğu belirtilirken, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için süreçte önemli kolaylıklar bulunduğu aktarıldı.

Umre İçin Vize Gerektiren Ülkeler

Suudi Arabistan’ın güncel uygulamaları çerçevesinde, belirli ülke vatandaşları Umre amacıyla ülkeye giriş yapabilmek için önceden vize almak zorundadır. Bu ülkelerin vatandaşları, seyahat öncesinde tüm resmi işlemleri eksiksiz tamamlamakla yükümlüdür.

Reha Turizm yetkilileri, bu uygulamanın özellikle Orta Asya, Afrika ve bazı Asya ülkelerini kapsadığını; düzenli aralıklarla güncellenen listenin seyahatten önce mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye İçin Kolaylaştırılmış Sistem

Türk vatandaşları için Umre vizelerinde süreç oldukça rahattır. Bazı dönemlerde e-vize (elektronik vize) uygulaması yürürlüğe alınarak işlemler hızlandırılmakta; acenteler aracılığıyla başvurular kısa sürede tamamlanmaktadır.

Reha Turizm, Türk vatandaşlarının Umre seyahatlerinde herhangi bir sorun yaşamamaları adına tüm vize işlemlerini kendi bünyesinde profesyonel şekilde yürüttüğünü açıkladı.

Vize Başvurusu İçin Gerekli Belgeler

Umre vizesi için genellikle şu belgeler talep edilmektedir:

  • En az 1 yıl geçerli pasaport
  • Biyometrik fotoğraf
  • Kimlik fotokopisi
  • Aşı kartı / sağlık bilgisi (güncel koşullara göre değişebilir)
  • Acenta tarafından sağlanan başvuru formu

Reha Turizm, belge hazırlama sürecinde misafirlerine adım adım destek sağlamaktadır.

Rezervasyon Şartları Önemli

Suudi Arabistan’ın yeni düzenlemesiyle birlikte, bazı ülkeler için otel ve iç ulaşım rezervasyonlarının vize başvurusu sırasında sisteme işlenmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu uygulama, Umre düzenini artırmayı amaçlamaktadır.

Reha Turizm’den Açıklama

“Misafirlerimizin Umre ibadetlerini huzurla yerine getirebilmesi için tüm vize süreçlerini yakından takip ediyor, gerekli bilgilendirmeleri düzenli olarak yapıyoruz. Vize gerektiren ülkeler listesi dönem dönem güncellendiği için misafirlerimizin bize danışarak seyahat planı yapmalarını tavsiye ediyoruz.”

Duyuru

Her yıl olduğu gibi bu yıl da binlerce misafirimizin güvenle seyahat etmesini sağladık, ibadetlerini huzur ve konfor içinde gerçekleştirmelerine destek olduk.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da binlerce misafirimizin güvenle seyahat etmesini sağladık, ibadetlerini huzur ve konfor içinde gerçekleştirmelerine destek olduk. Modern filomuz, deneyimli rehber kadromuz ve profesyonel organizasyon anlayışımızla sektördeki yerimizi güçlendirmeye devam ediyoruz.

Misyonumuz; her yolculuğu unutulmaz kılmak, vizyonumuz ise güvenilir ve tercih edilen bir turizm markası olmaktır. Bu hedefle yolumuza kararlılıkla devam ediyoruz.

Reha Turizm ile yolculuklarınız güvenle başlar, memnuniyetle sona erer.

Duyuru

Açılışımızda değerli misafirlerimiz, iş ortaklarımız ve ekip arkadaşlarımız bir araya geldi. Yeni ofisimizle birlikte daha hızlı hizmet ve modern planlama alanları sunmayı hedefliyoruz.

Açılışımızda değerli misafirlerimiz, iş ortaklarımız ve ekip arkadaşlarımız bir araya geldi. Yeni ofisimizle birlikte:

  • Daha hızlı rezervasyon ve danışmanlık hizmeti
  • Profesyonel ve deneyimli ekip ile birebir iletişim
  • Modern toplantı ve planlama alanları

gibi avantajları misafirlerimize sunmayı hedefliyoruz. Reha Turizm olarak, kaliteli hizmet anlayışımızı yeni ofisimizle taçlandırıyoruz. Siz de yolculuk planlarınızı gerçekleştirmek ve profesyonel destek almak için yeni ofisimizi ziyaret edebilirsiniz.

Duyuru

Yeni web sitemizde tüm hac ve umre turlarımızın detayları, yurt içi tur paketlerimiz, rezervasyon ve iletişim formları, SSS bölümü ve güncel duyurular artık kolay ve hızlı bir arayüzle sizlerle.

Yeni web sitemizde;

  • Tüm Hac ve Umre turlarımızın detayları,
  • Yurt içi tur paketlerimiz,
  • Rezervasyon ve iletişim formları,
  • Sıkça Sorulan Sorular (SSS) bölümü,
  • Güncel haberler ve duyurular

gibi bilgiler artık kolay, hızlı ve kullanıcı dostu bir arayüzle sizlerle buluşuyor. Web sitemiz sayesinde hem yolculuk planlamanızı daha rahat yapabilir hem de tüm tur ve hizmetlerimiz hakkında güncel bilgiye hızlıca ulaşabilirsiniz.

Reha Turizm olarak, yolculuğunuzun her aşamasında güven ve konforu önceliğimiz olarak sunmaya devam ediyoruz.

Aklınıza takılan bir soru mu var?

Yazılarda bulamadığınız her şey için bize yazın; ekibimiz en kısa sürede yardımcı olsun.

Ücretsiz teklif alın